Azerbaycan Hakkında

Devletin resmi adı: Azerbaycan Cumhuriyeti
Azerbaycan’ın devlet yapısı: Azerbaycan demokratik, hukuki, dünyevi, üniter cumhuriyettir. Etnik yapısı genel olarak Türk ve Müslümanlardan ibarettir. Ülkede yasama erki Milli Meclis, yürütme erki Cumhurbaşkanı, yargı erki Azerbaycan Cumhuriyetinin mahkemeleri tarafından kullanılır.

Azerbaycan’ın devlet dili: Azerbaycan Cumhuriyetinin devlet dili Azerbaycan dilidir. Bütün işlemler istisnasız olarak Azerbaycan dilinde yapılır. Kullanılan diğer diller İngiliz, Türk ve Rus dilleridir. Bugün Azerbaycan’da Latin alfabesine dayalı oluşturulmuş Azerbaycan alfabesi kullanılır.

Coğrafi konumu: Avrupa ve Asya’nın kavşağında, Güney Kafkasya’nın güneydoğu kısmında yer almaktadır. Kuzeyden Rusya Federasyonu, güneyden İran İslam Cumhuriyeti, batıdan Türkiye, Gürcistan ve Ermenistan cumhuriyetleri, doğudan Hazar denizi ötesinden Kazakistan ve Türkmenistan’la sınırdır. Azerbaycan 39° 24', 41° 54' kuzey enlemleri ve 44° 46', 50° 45' batı boylamları arasında yerleşir.
Yüzölçümü: 86,600 km2.

Ahalisi: 2011 verilerine göre 9 milyon 165 bin.

Azerbaycan’ın iklimi: Azerbaycan’ın iklimine ülkenin coğrafi konumu, rölyefi ve Hazar denizi önemli etki yapmaktadır. Burada yarı çöl ve karasal çöl, subtropik, mülayim ve soğuk iklim türlerine rastlanmaktadır. Yerküresindeki 11 iklim tipinin 9’u Azerbaycan’da vardır.

Azerbaycan’da din: Azerbaycan Cumhuriyetinde hakim din İslamdır. Fakat diğer dinler de tam serbest faaliyet göstermektedirler. Diğer esas dinler Hıristiyanlık ve Museviliktir. Hıristiyanların ekseriyeti Rus Ortodoks ve Gürcü Ortodoks Kilisesi mensuplarıdır. Musevilerin ekseriyeti Dağ Yahudileri ve Aşkenaz Yahudilerdirler.

Bayramlar:    
Yeni Yıl Bayramı -1 Ocak
Dünya Kadınlar Günü - 8 Mart
Nevruz bayramı - 20 Mart-21 Mart
Cumhuriyet Günü - 28 Mayıs
Milli Kurtuluş günü - 15 Haziran
Silahlı Kuvvetleri Günü - 26 Haziran
Devlet Bağımsızlığı Günü - 18 Ekim
Devlet Bayrağı Günü - 9 Kasım
Anayasa Günü -12 Kasım
Milli Uyanış Günü - 17 Kasım
Dünya Azerbaycanlılarının Dayanışma Günü - 31 Aralık

Dini bayramlar:
KurbanBayramı (2 gün)
Ramazan Bayramı (2 gün)

Matem günleri:
20 Ocak – Milli matem günü (Sovyet Ordusunun Azerbaycan halkına karşı yaptığı katliam,20 Ocak 1990)
26 Şubat - Hocalı Soykırımı Günü
31 Mart - Azerbaycanlıların Soykırımı Günü

Başkenti: Bakü şehridir.

Bakü’nün coğrafi konumu: Abşeron yarımadasının güneyinde, Hazar denizinin sahilindedir. Başkenti Bakü 40° paralel üzerindedir.

Bakü’nün yüzölçümü: 2200 km²

Bakü’nün nüfusu: 3 milyon civarında.

Bakü’de gezilebilecek yerler: Bakü Bulvarı, Fevvareler meydanı, İçeri Şehir tarihi kor alanı, Devlet Bayrağı Meydanı vs. Başkent kumlu sahilleri ve plajlarıyla ünlüdür.

Bakü’de en büyük ulaşım aracı: Bakü Metrosu (metro haritası), şehir arası yolcu otobüsleri (Bakü şehri ve Abşeron’un her yerine), taksi.


 

 

Azerbaycan Edebiyatı

Eski Azerbaycan Edebiyatı

Azerbaycan yazılı edebiyatının en eski örneği M.Ö. VI yüzyılda Med (Midiya) devleti (MÖ VII-VI yüzyıllar) zamanında ortaya çıkmış ve müellifi Zerdüşt peygamber kabul edilen «Avesta» dır. Burada Azerbaycan halkının eski Azerbaycan türklerinin bakış açısı, iptidai insanın hayırla şerrin mücadelesi hakkındaki tasavvurları bedii aksini bulmuştur. Eski mitolojik bakış açısına dayalı Dede Korkut destanı miladdan sonrae IV-V yüzyıllarda yaratılmış ve XI yüzyılda «Kitabi-Dede Korkut» adı altında yazıya alınmıştır. Bilime bilinen nüsheler ise XVI yüzyılda yüzü aktarılmış elyazmalarıdır. Bu bedii sanat eserini ilk kez araştırmaya çekmiş alman oryantalisti Friedrich fon Ditsin göre, buradaki bazı mitolojik süjetler Eski Yunan'da oluşmuş benzeri süjetlerin oluşmasına (Tepegöz-Siklop) neden olmuştur.

Azerbaycan topraklarında doğmuş ve yazısının tariXI V yüzyıla ulaşan Alban (arnavut) Edebiyatı da klasik yazılı edebiyatımızın kaynaklarından sayıla bilir. Örneğin, Alp Er Tongaya adanmış ağıya benziyor. VII-VIII yüzyıllarda Arapça yazmış Azerbaycan asıllı şairlerden Ebu Muhammed ibn. Beşşar, Musa Şehevat ve İsmail ibn Yesarın şiirleri eleştireli ruhu, orijinal sanatçılık özellikleri ile o dönem Arap poeziyasından belli derecede farklanıyor. Arap dilinde sanatsal eserler yazmak geleneği Azerbaycan şairleri arasında XI-XII yüzyıllara kadar devam etmiş, Hatip Tebrizi, Mesut bin Namdar gibi sanatçılar bu dilde Azerbaycan edebiyatını zenginleştiren sanat örnekleri yaratmışlar.

XI yüzyıldan Getran Tebrizi'nin (1012-1088) yaratıcılığı ile Azerbaycan şiir okulu fars dilini (dari-deri dilini) kullanmayarak yeni gelişme aşamasına girmiştir. 1054 yılında Azerbaycan'da oğuz Türkleri Selcugilerin devlet kurmasıı bilimin, sanatın ve edebiyatın gelişmesine katkı vermekle birlikte, gelişmiş Türkçe konuşan Azerbaycan halkının oluşmasını da başa erdirmiş oldu.XI yüzyılın en büyük Azerbaycan şairlerinden olan Getran Tebrizi'nin eserlerinde Azerbaycan-Türk ruhu, Azerbaycan türk diline özgü olan birçok kelime ve yönler derin izlerini koymuştur.

Şair bazen Arap ve Fars dillerinde gereken gafiyeni bulmakta zorlanırken ana diline başvuruyor. XII yüzyılda Azerbaycan edebiyatında bütünüyle Yakın ve Orta Doğu, aynı zamanda dünya edebiyatlarının sonraki gelişimine güçlü etki göstermiş şiir okulu kendi oluşmasını başa erdirmiş ve Hagani Şirvani, Nizami Gencevi gibi dünya çaplı korifeyler meydana gelmiştir. XII yüzyıl Azerbaycan devletlerinden Şirvanşahlar ve Atabeylerin kaygısı ile Ebu'l-üla Gencevi (1096-1159), Mehseti Gencevi (1089-1183), Feleki Şirvani (1126-1160), Mücireddin Beylegani (? -1190) yaşamış ve yaratmışlar.

Ortaçağ Azerbaycan Edebiyatı

XIII yüzyıldan başlayarak, objektif tarihi gerçekligin etkisi altında Azerbaycan topraklarında esasen bu döneme kadar Arap ve Fars dillerinde oluşturulan Azerbaycan yazılı edebiyatında doğma dilde yazan şair ve sanatçıların sayısı gittikce artıyor. Bu zamandan Azerbaycan edebiyatının eski dönemi bitiyor ve ortaçağ dönemi başlıyor. İzzeddin Hesenoğlu ve Şeyh Sefieddin Erdebili gibi lirik şairler komşu halklarda olduğu gibi, sufi-mistik düşüncelerini içeren lirik ve epik dörtlüklerden daha çok, canlı yaşamla ilgili manzum hikaye örnekleri yazamağa öncelik veriyorlar. Hesenoğlunun Türkçe yazdığı üç gazeli, Şeyh Sefinin küçük bir divanı bu dönemin anadilli Edebiyatı hakkında olgun fikir oluşturur, gelecek büyük şiirin temelinin sağlam koyulduğundan haber veriyor.

Bütün XIII yüzyılı, XIV yüzyılın ilk onyıllıklarını yaşayıp uzun bir dönem yaratıcılıkla uğraşmış Güney Azerbaycan şairi Hümam Tebrizi (1201-1314) de bu dönemin önemli devlet adamı ve yetenekli şairlerinden biri olmuştur. Azerbaycan edebiyatında daha çok tasavvuf akımının (ekolunun) önemli temsilcisi gibi tanınmış Şeyh Mahmud Şebüsterinin (1287-1320) nesir (düzyazı) ve nazımla yazdığı birçok eserleri sırasında «Gülşeni-raz» manzum hekayesi dikkati daha çok çeker. XIV yüzyılda Suli Fakih ve Mustafa Zerir gibi Azerbaycan şairleri de Kur'an motifleri üzerine kurulmuş «Yusuf ve Züleyha» konusunda ana dilinde eserler yaratmışlardır. Aynı yüzyılın sanatkârı Yusuf Meddahın «Verga ve Gülşa» manzum hikayesi de anadilli epik şiirin güzel örneklerinden sayılabilir.

Fars dilinde yazmış ünlü Azerbaycan şair ve düşünürleri - Nasiruddin Tusi (1201-1274), Marağalı Övhedi (1274-1338), Arif Erdebili (1311 -) daha fazla Nizami geleneklerine söykenmişler. «Ahlaki-Nasiri» gibi temelli ahlaki ve didaktik bir eserin yazarı olarak Nasiraddin Tusi'nin bilimsel-felsefi mirası yanında, edebi-bedii eserleri de mevcuttur. XIV yüzyılın şair ve hükümdarı Gazi Burhaneddin'in yaratıcılığını (1314-1398) İngiliz oryantalisti Eduard Braun türk edebiyatında laik şiirin ilk örneği ilan ederek yüksek değerlendirmiştir. Gazi Burhaneddin'in «Divan» ında Hesenoğlu ve Şeyh Sefi yaratıcılığında şekillenmeye başlamış Azerbaycan bedii türk dili yüksek aşamaya ulaşmıştır. Gazi Burhaneddin'in yaratıcılığında ilk defa sırf türk şiirsel janrlarından olan tuyuglar kullanılmıştır. Bu dönemde edebiyatta ve sosyal-siyasi görüşte oluşmuş insancıllık (humanizm) prensipleri özellikle Seyyid İmadeddin Nesimi (1369-1417) yaratıcılığında kendi zirvesine ulaşmıştır. XV yüzyıl Azerbaycan edebiyatında kronolojik ve sanatçılık açısından Gazi ve Nesimi zirveleriyle Hatai ve Füzuli zirveleri arasında geçiş aşamasıdır, yaani onları birleşdiren bagdır.

Halili, Hamidi, Kişverî, Hakiki, Süruri gibi genellikle ana dili olan Azerbaycan türk dilinde, Şah Kasim Envar, Bedir Şirvani gibi ve daha çok Fars dilinde yazmış sanatçılar bu yüzyılın edebi manzarasını belli ediyorlardı. Bu şairler arasında Karakoyunlu hükümdarı Cahanşah Hakikinin (hükümdarlık yılları1436-1467) isminin altını çizmek gerekir. XV yüzyıl Azerbaycan edebiyatının en büyük temsilcilerinden biri de Nimetullah Kişverî olmuştur. Şiir dili alanında, orijinal şiirsel karakterler kullanmakla Kişverî Azerbaycan edebiyatında benzersiz pozisyon tutuyor. Hebibi, Şah Kasim, Süruri gibi bu dönem şairlerinin yaratıcılığı Hatai ve Füzuli poeziyasının oluşmasında güçlü bir temel-zemin rolünü oynamıştır. XV yüzyıl Azerbaycan edebiyatında bu zamana kadar başka Türk halklarının edebi ve konuşma diliyle bir çok açıdan ortak olan Azerbaycan edebi türk dili kendi ayırıcı özelliklerini alde ediyor ve XVI yüzyıldan başlayarak bağımsız bir edebiyat gibi kendi geleneklerini oluşturuyor.

Özellikle XVI yüzyıl Bağdat edebi ortamı milli şiirin gelişmesine gösterdiği büyük etkiyle farklandırıla bilir. XVI yüzyıl tezkirecisi Eski Bağdâdî'nin «Gülşeni-şüera» («Şairler gülşeni»), Şah Abbas'ın kitapcısı Sadık Bey Sittikinin «Mecmeul-hevas» («Seçilmişler meclisi») tezkirelerinde o dönemin Bağdat edebi ortamında yetişmiş bir takım şairlerin adları gecir ki, bunların da Füzuli dehasının yetişmesnde oynadığı büyük rolü inkar edilemez. XII-XVI yüzyıllar Azerbaycan edebiyatında Rönesans (intibah) düşüncelerinin Nizamiden sonraki zirvesi - Batı oryantalizminde «kalp (yürek) şairi» olarak bilinen Muhammed FüzulidirFüzuli sadece Azerbaycan'da değil, Türk dilinin, özellikle oğuz türkcesinin anlaşıldığı büyük bir coğrafi-etnik mekanda şimdiye kadar sevilerek- okunan şair sanatçılardan biridir. Irakta, TürkiyedeTataristandaÖzbekistandaTürkmenistanda Füzuli'nin eserleri günümüze kadar popüler olarak kalmaktadır, türkler hep onu sever, okuyar ve öyrener. Belirtmek gerekir ki, Füzuli sanatı esassız ve temelsiz yaranmamışdır, onun oluşmasına komple bir zaman dilimi içinde görkemli şair sanatçıların yaratıcılığı yardım etmiştir. Bunların arasında Füzuli'nin büyük çağdaşı ve belli olduğu kadar yardımçısı ve heyriyyecisi Büyük Azerbaycan devlet adamı ve şairi Şah İsmail Hatainin (1487-1524) özel bir yeri vardır. Şah İsmail Hatayi Azerbaycan'ın sosyo-politik tarihinde özəl rol oynamış bir sülalenin banisidir. Hatai şair-hükümdar olarak kendi selefleri Gazi Burhaneddin ve Mirza Cahanşah Hegiginin şiirsel geleneklerini devam etdirmiş ve geliştirmiş, toplam otuz altı yıllık kısa ömrü boyunca hetta yeni bir muhteşem Azerbaycan devletini kurmuş ve genişletmiş, hem de Azerbaycan türk dilini resmi dil ilan ederek edebiyatın ana dilinde gelişiminde müstesna rol oynamıştır.

XVI-XVII yüzyıllar Azerbaycan edebiyatında hem de Ortaçağ sevgi ve kahramanlık dastanlarının oluşumu dönemi olarak biliniyor. Füzuli'nin yazılı şiirde elde ettiği başarıyı hemen hemen aynı düzeyde sözlü halk yaratıcılığının Gurbani, Aşık Abbas Tufarganlı, Hasta Kasım gibi temsilcilerinin yaratıcılığında görüyoruz. «Aşık Garip», «Abbas ve Gülgez», «Aslı ve Kerem» gibi mükemmel muhabbet destanları, «Kitab-Dedem Korkut» un layıklı devamcısı olan «Köroğlu» kahramanlık destanı dab bu dönemde oluşmuş ve halk sanatçılarının, ozanların repertuvarında gözükyor.

XVII-XVIII yüzyıllarda Azerbaycan Edebiyatı esasen sözlü halk yaratıcılığının temsilcileri olan ozan-aşıg eserlerinin etkisi altında canlı yaşama, halk diline daha da yaklaşıyor, Azerbaycan şiirinde gerçekciliye geçiş döneminin temeli koyulmuş oluyor. Bu dönemde şiirde Füzuli gelenekleri henüz yeterince güçlü olsa da, artık bu cazibeden kurtulmak girişimleri kendini Saib Tebrizî, Gövsi Tebrizi gibi sanatçıların yaratıcılığında gösteriyor. XVIII yüzyılda Şirvan edebi ortamının yetiştirmiş oldugu şairleriden Şakir, Nişat ve Mehcurun eserlerinde daha çok dönemin somut acı sorunlarından söz edildiğini, sade halkın kendi zor yaşamından rahatsızlığının bedii ifadesini görüyoruz. Molla Veli Vidadi (1707-1808), özellikle Molla Penah Vagif (1717-1797) gibi sanatçılar basit, canlı dilde yazdıkları eserleriyle şiiri halka daha da yaklaşdırmışlar. Vagif kendi döneminin görkemli siyaset adamı olmuş, uzun süre Karabağ Hanlığının dış politikasını belirlemiştir. XVIII yüzyıl - Azerbaycan edebiyatında ortaçağın sona ermesi, yeni dönemin ise başlangıç aşaması olarak geçiş özelligi ve niteliği taşıyor.

XIX-XX yüzyıl Azerbaycan Edebiyatı

XIX yüzyılın ilk onilliklerinde Azerbaycan türklerinin ve genelde Gacarlar sülalesinin tabeçiliginde olan halkların tarihi kaderinde yaşanan önemli olay - Azerbaycan'ın o zaman için belli bir hudutlara sahip topraklarinin bir kısmının yaani şimdiki Azerbaycan Cumhuriyyeti, Ermenistan ve Nahcivan erazilerinin Rus İmparatorluğu tarafından işgali nedeniyle genelde kültürde olduğu gibi, edebiyatta da Rusiyadan geçen gerbyönümlü eğilimler güçlenmiştir.

Bu etki nedeniyle edebiyatta ulusal ve gerçekçi ve dünyevi motifler önemli mevkeye çıkmıştır. Molla Penah Vagif yaratıcılığının direkt etkisi altında Karabağ edebi ortamında eleştirel-gerçekçi satiranın Kasım Bey Zakir (1784-1857) gibi temsilcisi yetişerek uzun süre şiirsel gelişmenin yönünü belirlemiştir.

Fakat G.B.Zakirin yaratıcılığında, ve onunla çağdaş olan şairlerin eserlerinde Füzuli gelenekleri yeni seviyede sürdürülüyor. Bu sürecin en büyük temsilcileri Güneyde Seyyid Ebülgasım Nebati (1812-1873), Heyran Hanım (1786-1838), Kuzeyde ise Seyid Ezim Şirvani (1835-1888), Hurşudbanu Natevan (1830-1897) ve Fatma Hanım Kemine olurlar (1840-1888 ).

Bu dönemde Rus ve Batı oryantalistleri ve şairleri ile yakından tanışan, onlardan öncü insancıl (humanist) görüşleri alan şair ve yazar sanatçılar arasında Abbasgulu ağa Bakıhanovu (1794-1847), Mirza Şefi Vazehi(1792-1852), İsmail Bey Gutgaşınlını (1801-1861) gösterebiliriz. Mirze Feteli Ahundzadenin (1812-1878) maarifci-gerçekci(realist) görüşleri Azerbaycan edebiyatının sonraki gelişiminde özəl rol oynayarak, Azerbaycan edebiyatında çağdaş Batı Edebiyatı janrlarının-drama, roman, hikaye, novella, povest (esse), manzum hikaye vb türlerin oturuşmasına en güçlü neden olmuştur. Mirze Feteli Ahundzadenin Azerbaycan kültürü için önerdiği edebi-estetik gelişme yönü XIX yüzyılın ikinci yarısında Seyid Ezim Şirvani (1835-1888), Necef bey Vezirov (1854-1926), Abdurrahim bey Hagverdiyev (1870-1933) gibi maarifçi-realist sanatçıların edebi yaşam hayatında doğuluşuna ve sadece Azerbaycanın değil, aynı zamanda komşu halkların edebi-kültürel yükselişine de hizmet etmesine neden olmuştur.

Özellikle, Hasan Bey Zerdabi (1837-1907) gibi doğacı-akademisyenin yayınladığı çokyönlü «Ekinçi» gazetesi (1875-1877) bu dönemde edebi-kültürel hayatın coşkun gelişmesine katkıda bulunmuştur. XIX yüzyıl Azerbaycan edebiyatında maarifçi-realist temayülle beraber, dini-didaktik şiir da gelişiyordu. Bu akımın esas temsilcileri Güney Azerbaycan'da yaşayıp yaratan mersiye şairlerinden Raci, Dilsuz, Dahil, Gumri vb idi. Ama Kuzeyde giden öncül edebi sürecin etkisi altında Güney şair ve yazarları da dünyevi eserler yaratmağa eğilim ediyorlardı. XIX yüzyılda edebiyatın daha çok Doğu yaratıcılık yönümüne eğilim gösteren bir kolu da edebi meclislerde gelişmeye başlamıştır.

Gubadakı «Gülüstan» edebi meclisine Abbasgulu ağa Bakıhanov Kudsî, Ordubaddakı «Encümeni-şüera»ya («Şairler Meclisi») Fegir Ordubadi, Lenkerandakı «Fövcül-füseha»ya («Güzel konuşanlar takımı») Mirze İsmail Gasir, Şamahıdakı «Beytüs-Safa «ya (« şifanın evi «) Seyyid Azim Şirvani, Bakü'deki «Mecmeüş-şüera»ya (« Şairler koleksiyonu «) Muhammed ağa Cümri, Gence'deki (sonraları Tiflis'te) «Divan-hikmet»e Mirza Şefi Vazeh, Şuşa'da faaliyet gösteren «Meclisi-üns» şiirsel meclisine Hurşudbanu Natevan,»Meclisi-feramuşan»a («Unudulmuşlar meclisi «) ise Mir Muhsin Nevvab başkanlık ediyordu.

Genellikle XIX yüzyılın edebiyaytı, Azerbaycan edebiyatının yeni yüksek aşaması sayılan XX yüzil edebiyatına geçiş için sağlam temel zemini hazırlamıştır. Vaktiyle Rus İmparatorluğu trafından işğal edilmiş topraklarda yaşayan birçok halklar gibi, XX yüzyılın ilk onillikleri Azerbaycan edebi-kültürel hayatında da özel bir aşama oluşturmaktadır. Bu dönemde Avrupa ve Rusya örneği temelinde gerçekci ve romantik edebiyatın Celil Memmedkuluzade (1866-1932), Mirza Alekber Sabir (1862-1911), Hüseyin Cavit (1884-1944), Muhammed Hadi (1880-1920), Abbas Sıhhat (1874-1918 ), Abdullah Saik (1881-1959), Neriman Nerimanov (1870-1925), Abdurrahim bey Hagverdiyev (1870-1933) gibi önemli temsilcileri yaradıcılıgları ile Azerbaycan edebiyatını dünya edebi-kültürel fikrinin en iyi örnekleri düzeyine seviyesine çıkara bilmişler.

Azerbaycan türk milletinin XX yüzyılın 18-20. yıllarında Azerbaycan Demokratik (Halk) Cumhuriyeti'ni kurması bu ülkenin tarihinin hemin dönem için en önemli olayı olmuştur (1918-1920).

ADC dönemi toplam yirmi üç ay sürse de bu kısa bir dönemde edebi ortam özgür ve yaratıcı olmuş, kendine has edebi ürünler ürete bilmiştir. Artık tanınmış kalem sahipleri olan Celil Memmedkuluzade, Abdullah Saik, Ebdülrehim bey Hagverdiyev, Üzeyir Hacıbeyovla birlikte bu zaman Cafer Capparlı, Ahmet Cevat, Ümmügülsüm gibi genç kalem sahipleri de ilginç eserler yazmışlar.

Bu eserlerde Azerbaycan'ın bağımsızlığı, ülkemize Azerbaycan türklerini ermeni soykırımıdan kurtarmak amacıyla gelmiş Osmanlı devletinin Türk ordusunun zaferleri, Azerbaycan askerlerinin reşadeti, üçrengli ulusal bayrak büyük haves ve sevgiyle yazılmış ve övülmüştür.

Bu alanda özel feallığı ile seçilen Ahmet Cevat (1892-1937) Birinci Cumhuriyetin ulusal devlet marşının metnini yazmıştır. Müzigi ise dahi Üzeyir bey Hacıbeyli tarafından bestelenmiş bu eser bugün de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ulusal devlet marşı gibi ifa olunmaktadır.

Sovyet dönemi Azerbaycan Edebiyatı (60'lı yıllara kadar)

Sovyet dönemi dramatrujisi dah fazla Hüseyin Cavid, Süleyman Sani Ahundov, Cafer Capbarlı, Mirza İbrahimov, Samet Vurgun, Sabit Rahman, Enver Memmedhanlı, İlyas Efendiyev, Şıheli Gurbanov ve başkalarının onların fikir arkadaşları olan digger çağdaşlarının ismine bağlıdır.

Ahmet Cevat (1892-1937) ve Mikayıl Müşfik (1908-1938) Samet vurgunlug sıra XX yüzyıl Azerbaycan poeziyasının temel cığırdaşları hesap olunurlar. Süleyman Rüstem (1906-1989) ve Aliağa Vahid (1895-1965) lirikanın gelişmesinde önemli hizmetleri olan şairlerdir.

Sovyet döneminde Azerbaycan şiirsel fikrinin gelişmesinde Resul Rıza'nın (1910-1981) esasen özgür türde kaleme aldığı şiir ve manzum hikayelerin büyük rolü olmuştur. Memmedhüseyn Şehriyar, Habib Sahir, Hamit Nutku, Bulut Garaçorlu (Sehend) gibi Güney Azerbaycan şairlerinin rolü de inkar edilemezdir. Azerbaycan nesrinin zenginleşmesinde Mehmmed Said Ordubadi, Yusuf Vezir Çemenzeminli, Ali Veliyev, Mir Celal, Süleyman Rahimov, Mehdi Hüseyin, Hüseyin İbrahimov, Hüseyin Abbaszade, Bayram Bayramov, Cemil Elibeyov, Vidadi Babanlı, Manaf Sülemanov, Eleviyye Babayeva, Süleyman Veliyev, Ezize Ahmedova, Afgan Askerov, Gülhüseyn Hüseynoğlu, Elibala Hacızade, Salam Gedirzade, Cengiz Hüseynov, Enver Memmedhanlı ve başkalarının da hizmetleri vardır.

Yeni dönem Azerbaycan Edebiyatı (60. yıllardan başlayarak günümüze kadar)

60. yıllardan başlayarak, küresel sosyal-siyasal atmosferin biraz ilıklaşması, SSCB'de ideolojik buhovların ve çemberlerin zayıflatılması sonucunda bedii yaratıcılık alanına-ortamına gelen genç yetenekler mevcut siyasi yapının eleştirisini veren eserler yazmaya başladılar.

Bunların arasında İsa Hüseynov, Mehmet Araz, Sabir Ahmetov, Anar, Ekrem Eylisli, Elçin, Sabir Rüstemhanlı, Alekber Salahzade, Ferman Kerimzade, Maksud İbrahimbeyov, Rüstem İbrahimbeyov, Mevlut Süleymanlı, Yusuf Semedoğlu, İsi Melikzade gibi nesir yazarı ve şairler vardır. Söz ve düşünce özgürlüğü, siyasi düşünce serbestliği, çoğulculuk, milli istiklal, sosyal adalet uğruna edebiyatta başlamış bu hareket - 70-90'lı yıllarda da devam ettirilerek, en nihayet, Azerbaycan'ın siyasi egemenlik, bağımsızlığını elde etmesi ile kendi gelecek amaçlarını hayata geçirmiş oldu.

Bahtiyar Vahabzade (1925), Nebi Hazri (1924), Neriman Hasanzade (1931) gibi sanatçıların şiir ve dramatrujisinde de daha fazla halk tarihinin dersverici sayfaları, bu altyapıda lirik-psikolojik yaşantılar üstünlük oluşyuruyor.

Bu şairlerin, aynı zamanda Kabil, Enver Elibeyli, İslam Seferli, Adil Babayev, Hüseyin Arif, Kasım Kasımzade, Aliağa Kürçaylının birçok eserleri edebiyatımızın değerli örneklerindendir. Bu aşamanın edebiyyatında eski bir geleneğin - başka dilde milli kültür yaratmak geleneğinin devamını Rusça yazıp yaratan İmran Gasımov, Maksud İbrahimbeyov, Rüstem İbrahimbeyov, Cengiz Abdullayev, Cengiz Hüseynov, Vladimir Gafarov, Vahid Memmedli, Natik Resulzade, Alla Ahundova vb yazarların faaliyetinde görüyoruz. Onların Bakü'de, Moskova'da ve Avrupa ülkelerinde döne-döne yayınlanan eserleri Azerbaycan milli kültürünü zenginleştiren, ona olan ilgi alanını genişleten değerli örneklerdir.

Azerbaycan edebiyatının yeni aşaması için bedii temel, ortam ve zemin hazırlayanlar, kendileri de bu süreçte aktif yer alanlar sırasında Ali Kerim (1931-1969), Halil Rıza Ulutürk (1932-1994), Cabir Novruz (1933-2002), Fikret Sadık (1930), Mehmet Aras ( 1933-2004), Famil Mehdi (1934-2002), Tofik Bayram (1934-1991), İlyas Taptık (1934), Fikret Koca (1935), Musa Yakup (1937), Mehmet İsmail (1939), Vagif Semetoğlu (1939) , Arif Abdullazade (1940-2002), Elekber Salahzade (1941), İsa İsmayılzade (1941), Cengiz Alioğlu (1944), Nusret Kesemenli (1946-2001), Ramiz Rövşen (1946), Sabir Rüstemhanlı (1946), Vagif Bayatlı Öner (Oder) (1949), Zelimhan Yakup (1950) vb şairler seçiliyorlar. Azerbaycan bağımsızlık kazandıktan sonra modern edebiyatta işğalda olan toprakların azat edilmesi, insancıllık, sosyal adalet vb bu gibi evrensel fikirlerin öyküsü yer alıyor.

Günümüzde Azerbaycan edebiyatının başlıca gelişme eğilimleri azerbaycançılık davasının terennümüne ve tentenesine esaslansa da, modernist ve postmodernist eğilimler de kendini gösteriyor. Orhan Fikretoğlunun («Üvey», «Çevrilme» hikayeleri, «Üçüncü günün adamı» esse'ği (povest), Maksed Nur'un («Rüzgarlı şehir», «Ero-hijyenik», «Katastofikler», «Rütubet sevgileri» hikâyeleri), Sadık Elcanlının («Zülmet «romanı), Mübariz Ceferlinin (« Berpaçı «,» Şahid tren «,» Uydurma «,» Benna» povestleri) eserleri modernizmin, Kemal Abdullah'ın («Yarım yazma «,» Sihribazlar deresi «romanları,» Tarih günlük «povesti vb. ) eserleri ise postmodernizmin bariz örneği olarak görülebilir. Son on yılda Azerbaycan şiirinde modernist ruhlu eserlerin de sayısı artmıştır.

 


 

 

Azerbaycan Tiyatrosu

Azerbaycan tiyatrosunun tarihi çok eskidir. Tiyatro sanatının unsurları, yani dinlemek, okumak, oynamak, hareket etmek, sohbet etmek v.s  hususlardır ki, bu açıdan Azerbaycan tiyatrosunun üç bin yılı aşkın tarihe sahip olduğu fikrini ileri sürmek mümkündür. Tiyatro sanatının bileşenleri – dramaturk (piyes yazarı), yönetmen, aktör yönleri - «Kosa-kosa», «Karavelli», «Kilimarası», «Şah Selim oyunu» v.s  ta eskilerden halk arasında şöhret bulmuş meydan oyunlarıdır, ayrıca «Kosa gelin", "Taptık çoban», «Maral oyunu», «Kaftar küs" gibi küçük hacimli oyunlarda kendini göstermiştir. Bu meydan oyunları, ayrıca kendi dönemi için belli ahlaki ve terbiyevi öneme sahip olan "Tembel kardeş" adlı üç perdeli komedi Azerbaycan halk tiyatrosunun bağımsız bir tarihe sahip olduğunu kanıtlıyor.

Kafkasya canişini Voronsovun «Azerbaycan'ın Molyeri» adlandırdığı M.F.Ahundovun komedilerinin temelinde Azerbaycan'da oluşan, Batı sahne medeniyetinin Doğu seçeneği olan, onun alınması ve uygulanması gibi dikkat çeken laik tiyatro ise XIX yüzyılın 40'lı yıllarına aittir. Bu tip tiyatro 1848 yılında Şuşa'da, 1850 yılında Lenkeran`da, 1857-1858 yıllarında Şamahı`da oluşmuştu.

Bu, bir gerçektir ki, milletin kendi yaşamını yansıtmasında, Azerbaycan halkının uyanmasında ulusal tiyatronun çok büyük rolü olmuştur. Milli tiyatronun sağlıklı temelini ise kendi eserlerinde Mirze Feteli Ahundov atmıştır. Bu yönü de belirtmek gerekir ki, dünyada-Eski Yunan'da tiyatro kendi faaliyetine facia (trajedi), Azerbaycan tiyatrosu ise komedi ile başlamıştır.

Azerbaycan Laik Profesyonel Tiyatrosu kendi faaliyetine komedi ile başladı. M. F. Ahundov`un beş ölmez komedisine yaslandı. 10 Mart 1873 yılı  (eski stille 22-de) Hasan Bey Zerdabi`nin ve Necef bey Vezirovun girişimi ve katılımı ile Bakü'de ilk oyun-Mirze Feteli Ahundov`un «Lenkeran hanının veziri» komedisi Realni Okulu`nun öğrencileri tarafından gösterildi. Kurulduğu ilk günden gerçekçi zeminde gelişmeye başlayan, yüksek hedefleri olan, beşeri fikirler kaynağına dönüşen Azerbaycan tiyatrosu bu temel üzerinde de üslup, biçim ve yöntem mükemmelliği kazandı. «Lenkeran hanının veziri» oyunundan bir ay yedi gün sonra M.F.Ahundov`un «Hacı Kara» komedisi de seyircilere gösterilmişti. «Kaspi" gazetesi (1873 yılı) haberinde, «Bakü'den yazıyorlar ki, Nisan 17-de Bakü «toplumunun» salonunda amatörler hayır amacıyla ikinci tiyatro oyununu sergilemişlerdir. Bu kez M.F.Ahundov`un «Sergüzeşti-merdihasis" (Cimrinin maceraları) adlı beş perdelik komedisi sahnelenmiştir.

Azerbaycan tiyatrosu gittikçe gelişiyor, halk hayatına dahil oluyordu. Onun haritası da seneden seneye genişliyordu. 1921 yılında Bakü'de "Tenkit ve tebliğ tiyatrosu" nun kurulması kentin kültürel yaşamında önemli olaya dönüştü. 1923 yılında Bakü tiyatro okulunun açılışı ve verdiği mezunlar sonraki yıllarda ulusal tiyatro sanatının gelişmesinde önemli rol oynadı. 1929 yılında Bakü'de çocuk tiyatrosu faaliyete geçti. 1937 yılında Azerbaycan sovet Cumhuriyetimizin bir kaç ilçesinde Devlet tiyatroları oluşturuldu. Maalesef, bu tiyatrolar 1949 yılında komple (Guba, Gence ve Nahçıvan Devlet teatrlarında başka) kapatıltı. Bu tiyatro kollektifleri önceleri dram derneği adı altında çalışırlardı, 1958 yılından ise halk tiyatroları gibi faaliyetlerini sürdürdüler.

1960'lı yıllarda Azerbaycan tiyatrosu yeni bir kadmeye ayak basdı. 1964 yılında ressam T. Salahov ve besteci K. Karayev V.Şekspirin «Antonio ve Kleopatra» eserini sahneye hazırladı. Bununla tiyatronun ve izleyicilerin arzu ettikleri muhteşem, aydınlık, hümanist bir oyun oluştu. Bu oyunda tiyatronun yenicilik  çabalarının güzel sonucu da kendini gösterdi. Bu yüksek sahne kültürü, sağlıklı yenilik ve modernlik  ruhu, T. Kazımov`un bu yılın kasım ayında sahneye koyduğu "Sen hep benimlesin» oyunu hem yazarın, hem de genelde tiyatronun büyük başarısı oldu. "Sen hep benimlesin» den sonra «Yalan» (1965), «Ölüler" (1966), «Sensiz» (1967), «Hamlet" (1968) gibi dolgun oyunlar Azerbaycan sahnesini renklendirdi.

1960'lı yılların sonunda Azerbaycan tiyatrosunun başarıları içerisinde iç açıcı gelişmelerden biri de tiyatroya yeni yetenekli genç dramaturkların gelmesi oldu. 1969 yılında «İkinci ses» piyesi ile Akademik Dram Tiyatrosu`na gelen Bahtiyar Vahabzade sonraki yıllarda «Yağmurdan sonra», «Yollara iz düşüyor", "Kendimizi kesen kılıç" gibi sahne eserleri tiyatronun repertuarını zenginleştirdi.

70'li yıllarda Nebi Hazri`nin "Sen yanmasan» piyesi ile başlattığı dramaturji yaratıcılığı «Yankı» (Eks-seda), «Mirza Şefi Vazeh», «Toprağa saplanan kılıç», «Burla Hatun» eserleri ile başarıyla sürdürüldü. Azerbaycan Devlet Genç Seyirciler Tiyatrosu'nda başarıyla gösterilen «Geçen yılın son gecesi» piyesi ile tiyatroya gelen yazar Anar «Şehrin yaz günleri», «Adamın adamı», «Sahra rüyaları», «Sizi deyip geldim», «Tehmine ve Zaur» piyesleri kendini iyi bir dramaturk gibi tasdik etti. N. Hesenzade'nin «Atabeyler", "Pompei'nin seferi» oyunları yazara ve tiyatroya uğur getirdi.

1980`li yıllarda «Şarkı dağlarda kaldı», «Hurşit Banu Natevan», «İblis», «Atabeyler", "Feryat", "Toprağa saplanan kılıç», «Ateş gelini», «Şeyh Hiyabani» v.b bu gibi duygusal kahramanlık oyunları ile tiyatroda kendi gelişiminin yeni aşamasına adım koydu.

Bu dönemde Azerbaycan tiyatrosunda en önemli olay üslup ve alan yönünden iyiye gidiş sürecinin görülmesi idi. Bu dönemin mevcut malzemesine dayalı tiyatro eleştirisi de kendi sınırlarını genişletiyor, bilimsel teorik, estetik kalitesini artırıyordu. Azerbaycan tiyatro eleştirisi imkan dahilinde tiyatro sürecine müdahale ediyor, onun gelişmesine çalışıyordu.

1990 yılından sonra oluşan Yuğ, Miniatur, Pontomim, Belediye, Kamera, Gençler tiyatrolarının iyi anlamda kendilerini teyit etmeleri ferah doğurdu. Bunlar sanatın alan, forma çeşitliliği ve üslup zenginliği bakımından keskin şekilde ayrıldılar. 1990 yılından sonra da Azerbaycan tiyatrosunda klasik ve modern Azerbaycan yazarlarının eserleri, rus ve dünya dramaturklarının seçkin eserleri ile sahneye konuldu.

70 yıl hüküm süren eski SSCB yönetimi sırasında Azerbaycan tiyatrosu sadece SSCB coğrafyasında - Moskova'da, Leningrad'da, Minsk`de, Kiev'de, Tiflis'te, Erivan'da, Taşkent'te v.b yerlerde turne yolculuklarında olmuştur. 1919 yılında Tiflis Azerbaycan tiyatrosunun Türkiye'ye duzenlediği turneden 71 yıl sonra Azerbaycan Devlet Akademik Dram Tiyatrosu organize şekilde Türkiye'ye ve İran'a gitti. Görkemli dramaturk İ.Efendiyev`in «Bizim garip taleyimiz» ve «Sevgililerin cehennemde vüsalı» eserlerinin oyunlarını gösterdi. 1998 yılında Azerbaycan Devlet Akademik Milli Dram Tiyatrosu ikinci kez Türkiye'ye ve İran'a gitti. Tiyatronun 1992 yılında Almanya'daki turnesi de  başarıyla geçmiştir. Ayrıca Bakü pantomim tiyatrosu, Gence Devlet Kukla Tiyatrosu, Bakü Belediye tiyatrosu defalarca Türkiye'de turnede olmuşlardır.

2010 yılı 8-12 Kasım tarihinde Azerbaycan'da düzenlenen "Dünya tiyatro süreci XXI yüzyılda: sorunlar, perspektifler, alternatifler" adlı Bakü Uluslararası Tiyatro Konferansı Azerbaycan'ın tiyatro dünyasındaki önemli olaylardan biri oldu. Bu konferansta Avrupa, Asya ve Amerika kıtalarının tanınmış tiyatro uzmanları, yönetmen ve dramaturkları, kültür uzmanları yer alıyordu. Azerbaycan'da ilk kez düzenlenen Uluslararası bilimsel pratik konferansının davetlileri arasında ABD, Kanada, Türkiye, İngiltere, Fransa, Almanya, Gürcistan, Rusya, Beyaz Rusya, Estonya, Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan, Ukrayna, Moldova, Avusturya, Yunanistan, Kore, Tunus , Umman, Karadağ, Çin, Suudi Arabistan, İran, Singapur, Kuveyt gibi ülkelerden tanınmış tiyatro simaları da katılmıştı.

Azerbaycan Profesyonel Tiyatrosu`nun kurulduğu dönemde geçen 125 yıl içinde ülkede kuvvetli tiyatro kollektifleri oluşmuştur. Şimdi Bakü'de M.FAhundov adına Azerbaycan Devlet Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu, S. Vurgun adına Azerbaycan Devlet Rus Dram Tiyatrosu, Ş.Kurbanov adına Azerbaycan Devlet Müzikal Komedi Tiyatrosu (Devlet tiyatrosu gibi 1938 yılında kurulmuştur), Azerbaycan Devlet Genç Seyirciler Tiyatrosu (1929 yılında kurulmuştur) A.Şaik adına Azerbaycan Devlet Kukla Tiyatrosu, Belediye Tiyatrosu, Gençlik Tiyatrosu, Eğitim Tiyatrosu, Yuğ Tiyatrosu, Kamera Tiyatrosu, Pontomim Tiyatrosu bulunuyor. Nahçıvan, Gence, Lenkeran, Sumgayıt, Ağdam, Mingeçevir şehirlerinde de devlet tiyatroları vardır.

Ayrıca ülkede Şarkı tiyatrosu, Muğam tiyatrosu, Ş.Memmedov  adına Opera stüdyosu, Gence Devlet Nizami şiir tiyatrosu, Gence gelincik tiyatrosu, Şuşa müzikli dram tiyatrosu, Şeki satira tiyatrosu, Erivan Azerbaycan tiyatrosu, Nahçıvan Cavid şiir tiyatrosu, Kusar Dram Tiyatrosu, Fuzuli dram tiyatrosu, Nahçıvan kukla tiyatrosu, Kazak Dram tiyatrosu bulunuyor.

 


 

 

Bale

Azerbaycan'da bale Azerbaycan'da balenin varoluş tarihi 1940 yılından - Efrasiyab Bedelbeylinin "Kız Kalesi" Balesinin sehneleştirildiyi tarihten hesaplanıyor, ama, aslında onun rüşeymleri 20 yılların başlarında koyulmuştu. 1923 yılında Bakü'de özel bale stüdyosu faaliyet göstermiştir. Azerbaycan'ın ilk balerini Gemer Almaszade, bale sanatının sırlarını, öğrencilerinin çoğunluğu gayri-türk milletinden oluşmuş bu okulda öğrenmiştir. 1939 yılında yılında Efrasiyab Bedelbeyli Bakü koreografi okulunun ilk mezun burakılışı nedeniyle çocuklar için birperdeli "Terlan" balesini, bir yıldan sonra ise özel olarak Gemer Almaszade için "Kız Kalesi" balesini yazmıştır.

Sonraları Azerbaycan bale tiyatrosunun repertuvarı "Gülşen" (1950, S. Hacbeyov) "Yedi güzel" (1952, K. Karayev), "Karaca kız" (1965, E. Abbasov), "Yıldırımlı yollarla" (1961, K. Karayev), " Sevgi efsanesi "(1962, A. Melikov)," Binbir Gece "(1979, Fikret Emirov)," Babek "(1986, Mustafa Elizade)," Beyaz ve Siyah "(2000, Hayyam Mirzezade)," Aşk ve ölüm " (2005, P. Bülbüloğlu) ve b. eserlerle zenginleşmiştir.


 

 

Bayramlar

20-21 Mart – Nevruz Bayramı

Azerbaycan halkının etno-kültüründe kendine özgü yeri olan en büyük bayramdır.

Nevruz - bir bayram olarak baharın gelmesi münasebetiyle geniş çapta kutlanır ve sevinçli bir olaya – kışın bitmesine ve baharın gelişine bağlanır.

Bu bayramın tarihi çok eskidir. Kadim Babil’de bu bayram 12 gün devam ederdi. Bu 12 günün her birinin kendi ritüelleri (tören, ayin), kendi eğlenceleri vardır. İlk yazılı kaynaklarda bu konuda bilgiler yer almaktadır. Nevruz bayramı M.Ö. 505 yılında meydana gelmiştir.

Sovyet döneminde Nevruz gayri-resmi kutlanıyordu. Çünkü hükümet bu bayrama izin vermiyordu ve insanları takıp altına alıyordu. Buna rağmen, yüzyıllar boyu yaşayarak günümüze kadar gelmiş geleneklere sadık kalarak, her bir Azerbaycanlı ailesi bu bayramı kutluyordu.

İlk defa 1967 yılında Şıhali Gurbanov’un insiyatifiyle Nevruz Bayramı milli bayram olarak devlet düzeyinde kutlanmıştır.

Tabiatın, hayatın uyanması Nevruz’dan başlar ve Azerbaycan halkı bunu muhteşem ve de daha bir ay önceden kutlamaya  başlar. Böylece, Nevruz bayramından önce Hava, Su, Od ve Toprak çarşambaları kutlanır. Çarşambalar arasında en önemlisi sonuncu – İlahır (yılsonu) çarşamba akşamıdır. O gün kadim geleneklerle çok zengindir. Bu günde tüm hayat tarzını

kapsayan, yeni yıla hoş dilekler, aileye saadet, mutluluk ve tüm mutsuzluklardan uzak olmak dilenir. Tüm evlerde bayram sofrası açılır.

Daha eski zamanlardan beri bu güzel akşama özel hazırlık görülmüştür. Önceden evler temizlenir, özel bayram hazırlığı yapılırdı. Semeni yeşertilir, yumurta boyanır, gorğa (sacda buğday) kavrulur, pilav demlenir, tatlılar hazırlanır. Bu bayram yörelerde daha özel ve daha güzel kutlanır. Her kes bu bayramda bir-birini kutlamak ister. Bayram akşamı ailenin sayısı kadar masada mum yakılır, niyet tutulur. O akşam çocuklar kapı-kapı gezip bayram payı alırlar. İnsanlar o gece sabaha kadar eğlenirler. Çeşitli yemekler, özellikle pilav, tatlılar hazırlanır. Bayram masasında bayram honçasının (tepsi) olması şarttır. Honçanın ortasında semeni, aile kişi başına göre mum, boyanmış yumurta koyulur. Masada yedi çeşit yemek olması şartlardan biridir. O gün her kes kendi evinde olmalı, fakat çocuklar anne-babalarını ziyaret edip sonra da kendi evlerine dönmek zorundadırlar.

Nevruz bayramında kulak falına çıkmak geleneği de vardır. Karanlık düşünce niyet edip komşuların konuştuklarına dinlemeye giderler. İlk duyulan söz dilenmiş olan niyete uygun olarak yorulur. Ondandır ki, Nevruz bayramı akşamında evlerde iç açıcı, umut verici sohbetler konuşulmalıdır.

İlahır Çarşambada bir kaç genç kız bir yere toplanıp yüzük falı açarlar. Bir tabak alıp içine su koyarlar. Yüzüklerini çıkarıp o tabağın içine atarlar. Kenardan başka bir genç kız çağırırlar. Eğer o kız tabaktan aldığı bir yüzüğü sahibine verirse, yüzüğü olan genç kızın tüm dilekleri gerçekleşecektir. Eğer yüzük doğru sahibine verilirse, onu iğneden geçmiş ipin ortasına salarlar. Eğer yüzük düz giderse, o genç kız kısır kalacağına, sağ tarafa doğru giderse çok çocuğu olacağına, sol tarafa giderse, istediği erkekler mutlu olacağına inanılır.

İlahır Çarşambada niyet tutup “çille çıkarmak” geleneği de eski köklere bağlıdır.

Nevruz bayramında en fazla yaygınlaşmış geleneklerden biri de kuşak indirmektir. Daha çok çocuklar, gençler karanlık düştüğünde evleri gezip bacadan, pencereden kuşak indirerek bayram payı alırlar.

Su ve ateşle ile de ilgili ilginç gelenekler de vardır. Azerbaycan bir ateş diyarı olarak, ateşle ilgili zengin geleneklere sahiptir. Bu arınma, temizlenme alametidir. Ateşler yakılır ve Nevruzdan önce İlahır Çarşambada yaşı ve cinsinden bakmaksızın, her kes ateşin üzerinden yedi defa (ya bir ateşin üzerinden yedi defa ve ya tek tek yedi ateşin  üzerinden birer defa) zıplar. Zıplamakla beraber bu sözleri de söylerler: “Sarılığım sana, kırmızılığın bana; Ağırlığım-uğurluğum ateşte yansın”. Ateş hiç bir zaman su ile söndürülmez. Ateş kendisi söndükten sonra külünü toplayıp, evden uzak bir yere, sokağa atarlar. Bu da o demektir ki, ateşin üzerinden zıplayan tüm aile fertlerinin mutsuzluğu atılan külle birlikte aileden uzaklaştırılıyor.

Su ile arınma ise suyun gerçek alametiyle ilgilidir. Su ile ilgili gelenekler Azerbaycan’da yeni yılla ilgilidir. Yeni yılda akarsuyun üzerinden zıplamakla geçen yılın günahlarından arınmış olursun. Bunun dışında tüm aile fertleri geçen yılın sonuncu gecesi, uyumadan önce biri-birinin üstüne su atarlar. Söylentilere göre, sonuncu çarşamba gecesi tüm akarsular durur ve herkes ona gıpta eder, hatta ağaçlar da yere eğilir.

Nevruzu kutlarken köylüler yeni yılın nasıl geçeceğini- kuru ve yahut yağmurlu olacağını, mahsullerin artım derecesini - belirlerler. Geleneğe göre, Nevruzun birinci günü ilk bahar, ikinci yaz, üçüncü son bahar, dördüncü günü ise kış sayılırmış. Eğer ilk gün rüzgarsız ve yağmursuz geçerse, demek ki, bu ilk bahar tarımda için elverişli olacak. Tersine yağmurlu, rüzgar olursa, demek ki, ilk bahar boyunca hava böyle olacak. Kalan üç günde de yazın, sonbaharın ve kışın nasıl olacağı belirlenir. Nevruz halkın tüm değerlerini bir araya getiren bayramdır.

Ramazan Bayramı

İslam âleminde bayramlar içerisinde Ramazan çok önemli yere sahiptir. Bu bayramın tarihi İslami takvim ile hicri 2 yılından (miladi 623) başlar.

Oruç Ramazan ayında tutulduğu için ona "Ramazan orucu" da denir.

İslamda yılın ayları arasında Ramazan ayı en kutsal ay sayılır.  Onu mecazi anlamda "on bir ayın sultanı" da adlandırıyorlar, çünkü bu ayın gecelerinden birinde mukaddes Kuran-i Kerim indirilmiştir. O gece "kadir" ve ya "ihya" gecesi diye adlandırılmıştır.  Kadir gecesinin tam olarak hangi gün olduğu bilinmez. Bununla ilgili çeşitli rivayetler vardır. Amma genel kanaate göre kadir gecesi Ramazan ayının son on gecesinden biridir, hem de tek günün gecesidir.

İslam araştırmacılarına göre, bu gece Ramazan ayının 19, 21, 23, 25, 27. gecelerinden biridir.  Kuran-i Kerimde "Kadir suresi" vardır. Bu surede kadir gecesi ile ilgili şöyle yazılmıştır: "Biz bu gece haktan kudret, azamet hediye ettik, bu gece bin aydan daha kudretlidir, melekler aşağı inerek, Allahın emrini bekler…".

Oruçluk Ramazan ayında yeni ayın doğmasıyla başlar ve 29-30 gün davam eder. Kuran-i Kerimde şöyle denmektedir:  "Sabah olduğunda, beyaz ip siyah ipten seçilmeyene kadar yiyip-için, sonra geceye kadar orucunuzu tamamlayın".

Oruç zamanı gündüz yemek, içmek, sigara içmek yasaktır.  Bunlardan sadece çocuklar, hastalar, hamile kadınlar, savaşçılar,  esir olanlar ve seyyahlar muaftır. Oruçlu biri sürme kullanmamaları, parfüm sürmemeleri, tütün, gül koklamamalı ve orucu bozan diğer olasılıklardan da kaçınılmalıdır. Oruç zamanı insan dünya güzelliğinden kaçınır, günlük hayatını devam ettirse de, kendini Allaha ibadete teslim eder, nefsini temiz tutar ve bu zaman şeytan onun kalbine yol bulamaz. Peygamberimiz (s.a.s) buyurur ki, Ramazan ayı geldiğinde cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları bağlanır, şeytanlar da zincirlenir. Savaşta ve ya esir olduğu için oruç tutamayanlar sonra uygun bir zamanda onun yerine (kazasını) tutmalı ve ya fidye vermelidirler. Orucu bilerek bozanlar ise onun yerine oruç tutmakla beraber, tövbe etmeli ve keferesini ödemelidirler. Kefere ise 60 gün oruç tutmak veya 60 fakiri yedirmektir. 60 günlük kefare orucuna bir günlük kaza orucu da ilave olunur.

Oruçluğun son günü fitre bayramı adlanır. O gün Müslümanlar bir- birini kutlar, vefat edenlerin kabirlerini ziyaret eder, ruhlarına dualar okurlar. Bayram günü her kes kendi himayesinde olanlar için ortalama 3 kg buğday veya hurma veya kuru üzüm miktarında fakirler için fitre zekâtı vermelidir.

Oruç insanlara kendi dayanıklılıklarını kontrol etme imkanı sağlar, onları temizliye iyi niyetliliğe, davet eder.

Ramazan bayramı ülkede Milli Meclisin kabul ettiği 27 Ekim 1992  tarihli "Azerbaycan Cumhuriyetinin Bayramlarına Dair" Kanununa göre devlet seviyesinde kutlanır.

Kurban Bayramı

İslam dünyasının en kutsal bayramlarından sayılan Kurban bayramı tüm Müslüman ülkelerinde kutlanır.

Üç kutsal din’in-Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın her üçünde değişik şekilde kurbanlık mevcuttur. Lakin İslam’da bu ayin çok daha önemli yere sahiptir. Burada Allaha sonsuz sevgi, onun kudretine büyük inam ve iman ışığı yer almaktadır. İnsanları helal olmaya, temiz ve saf olmaya çağıran Kurban bayramının çok ilginç tarihi ve şartları vardır. Allaha daha yakın ve sadık olduğunu ispatlamak isteyen İbrahim Peygamber oğlu İsmail’i kurban kesmeye hazır idi. Fakat yüce Allah bunu elçisine layık görmedi ve kurban kesmek için ona bir koç yolladı. Bundan dolayı da Kurban bayramında kesilen kurbana "İsmail kurbanı" da denilir.  İbrahim’in bu yaşında Allah ona bir erkek evlat, İsmail’i nasip etmişti. Çok sevdiği evladını Allah yolunda kurban vermeye hazır olması peygamberin Allah karşısında imanının, samimiliğinin ve teslimiyetinin bariz ispatıdır. Bundan dolayıdır ki, din tarihinde derin iz bırakmış bu olay Allaha inancın güzel bir örneğidir. Bu rivayetin başka bir felsefi-ahlaki anlamı da odur ki, insan - Allahın yarattığı en şerefli ve en üstün mahlûktur. Allah kendisinin yarattığını kendi yolunda kurban kesilmesini kabul etmiyor.

İsmail kurbanında kesilen hayvanlarda bir sıra şartlar çok önemlidir. Kurbanlık için seçilen hayvan koç, büyükbaş hayvan yahut da deve olmalıdır. Nesil artımında dişi hayvanların önemli rolü olduğundan kurbanlık hayvanın erkek olması daha iyidir. Kurbanlık koç en az altı aylık olmalıdır. Fakat mal, yahut devenin bir yaşı tamam olsa, daha makbuldür. İsmail kurbanında kesilecek olan hayvanın sağlıklı olması çok önemli şarttır. Azalarında her hangi sorunu olan, boynuzunun yahut kulağının biri olmayan, hadım edilmiş hayvanın kurban kesilmesi doğru değildir. Allah yolunda kesilmiş olan kurbanlık hayvanın etini fakir insanlarla dağıtılmalıdır. Bu bayramın temelinde Ramazanda olduğu gibi, iyilik, saflık ve Allaha inam ve sevgi durur.

Kurban bayramının en güzel olay burada din, mezhep ayrımına izin verilmemesidir. Bu bayramda istenilen dinden olan yetimin, kimsesizin ve yoksulun maddi durumu iyi olanın imkanlarından faydalanmaya, sırandan günlerde yiyemediği kurban etinden yemeğe hakkı vardır. Kurbanlık Allahın rızası için yapılan bir eylemdir.

Kurban kesmek sadece maddi durumu iyi olan insanlara vaciptir. Maddi durumu olmayana ise kurban kesmek vacip değildir. Kurban kesmek için borç parayla hayvan almak İslam’da takdir edilmez, çünkü bu bayramın önemi zenginlerle fakirlerin birliği, kardeşliğidir. Bu bayramda herkes sevinmelidir. Zenginler-Allah’ın sevdiği ameli icra ettikleri ve fakirleri sevindirdikleri için, fakirler ise dünya nimetlerini elde ettikleri ve başkalarından gördükleri merhamet ve ilgi için.

Azerbaycan bağımsızlık elde ettikten sonra Milli Meclisin kabul ettiği 27 Ekim 1992 tarihli "Azerbaycan Cumhuriyetinin Bayramlarına Dair" Kanununa esasen Kurban bayramı devlet düzeyinde kutlanmaktadır.

Mevlit Bayramı

Mevlit bayramı Muhammed Peygamberin (s.a.s) doğum gününün kutlanmasıdır. Tarihçilerin bazısı Peygamberin 571 yılında Rabiyülevvel ayının 12’sinde bazılarıysa 17’sindede dünyaya göz açtığını yazmışlar. Bu yıl miladi takvimle Mevlit günü Mayıs ayının 25’ine, yada 30’una denk geliyor. Bu günlerde Peygamberin doğmasının 1431. yıldönümü bayram edilecektir.  Peygamber "tarihin gür ışığında" doğulmuştur. Yani birçok tarihi kişilerden farklı olarak Peygamberin bütün hayat yolu ayrıntısıyla ile öğrenilmiştir. Onun doğum tarihiyle bağlı birkaç günlük farkı aradan kaldırmak maksadıyla Türkiye Diyanet Vakfı 1989 yılından itibaren Peygamberin doğumunu "Kutlu (Mübarek) Doğum haftası" adı altında bir hafta - Rabiyülevvel ayının 12’sinden 17’sine kadar bayram etmeyi daha uygun görmüş ve bu fikir diğer Müslüman ülkeleri tarafından rağbetle karşılanmıştır. Müslümanlar bu haftayı dünyanın her yerinde kutlar. Buna Mevlit yahut Azerbaycan’da olduğu gibi Mevlit Bayramı denir.

Mevlit Arapçadan "doğum yeri" yahut "doğum zamanı" demektir.  İslam’da bazı geceler mübarek, kıymetli geceler sayılır: Kadir gecesi, Miraç gecesi, Mevlit gecesi bu gecelerdendir. Mevlit gecesi Peygamberin doğduğuna gerçekten sevinenlerin günahlarını Allah Peygambere göre bağışlar.

Asırlar boyu Mevlit gecesinin kendine özgün gelenekleri varlığını sürdürmüştür. Bu gece Müslümanlar uyumaz, Kuran okur, sadaka verir, günahlarının bağışlanması için Allah’a dualar ederler, kalplere hoş bir duygu, sevinç, güven hakim olur.

Lakin Mevlit gecesinin felsefesi bununla bitmez. Burada amaç Müslümanların Muhammed Peygamberin (s.a.s) geçtiği hayat yoluna bir daha bakmaları, onun yüksek insani değerlerinden ibret alabilmeleridir.

Kuran’a göre, Peygamber sıradan insandır (el-Kehf, 110), müminlere şefkatli ve merhametlidir (et-Tevbe, 128), iyi amel sahiplerine cennetten müjde veren, kötü amel sahiplerini cehennem azabından haberdar edendir (el-Maide, 19), müminlere onların kendilerinden daha yakındır (el-Ehzab, 6). Allah onu insanlar arasında seçmiş, kendisine resul-elçi etmiş, doğru yolu gösteren sonuncu rehberlik kitabı Kuran’la âlemlere rahmet peygamberi olarak göndermiştir. Peygambere iman getirmekle, onun dediklerini yerine getirmekle, onu mukaddes tutmakla insan büyük sevap kazanır, ahrette yüksek derecelere ve ebedi saadete kavuşur.  Mevlit bayramı bütün bunları insanlara bir daha hatırlatır, onları salihlerden olmaya, iyi niyetliliğe, güzel ahlaka davet eder.

 


 

 

Etnografya

Etnografya bilimi - halkı, halkın kendine özgü özelliklerini öğrenir, tarih, arkeoloji, ayrıca başka bilim dallarının elde ettiği sonuçları da süzgecinden geçirir, tamamlar, bütünleştirir. Sonuçta etnik ve milli idrake ermenin, kendini tanımanın temelini oluşturur. Yani, maddi ve manevi kültür temeline dayalı milli kimlik şekillenir. Etnografya bilimi ise binyılların bu milli-etnik kimliğini ortaya koymaktadır.

Kafkas’ın güney-doğusunda geniş bir alanı kapsayan Azerbaycan elverişli doğal, coğrafi ve iktisadi-strateji mekânda yerleşmiştir. Bu yüzden de burada maddi medeniyetin teşekkülü, gelişimi ve yayılması için her türlü olanaklar olmuştur.

Halk bu zenginliklerden faydalanarak binyıllarca çeşitli ve derin maddi medeniyet dallarını kurmuş ve geliştirmiştir. Hiç şüphesiz, maddi ve manevi medeniyetin karşılıklı ilişkisi her iki alanın yüksek seviyeye ulaşmasına zemin oluşturmuştur. Azerbaycan haklı olarak uygarlığın ilk ocaklarından sayılır.

Azerbaycan bölgenin son derece elverişli iklimi, zengin bitki ve hayvanatı, yerli halkın kadimliği, tarım, çok dallı sanatkârlık, maddi ve manevi dünyası onun etnografya açısından daha çeşitli ve içerikli olmasına zemin hazırlamıştır. O da bir gerçektir ki halk binyıllardır Kafkas, Yakın Doğu ve başka ülkelerin halklarıyla devamlı ve kesintisiz sık iktisadi ve kültürel ilişkide olmuştur. Bu karşılıklı temastan ve kavuşmaktan çok şey almış, faydalanmış ve zenginleşmiştir. Halkın etnografyası Kafkas, bir kadar geniş anlamda, Yakın ve Orta Doğu halklarının etnografyasının ayrılmaz parçasıdır. Her bir halkın maddi medeniyeti yalnız onun kendine özgü özellikleri ve ferdi hususiyetleriyle seçilir. Bu ise bir etnik kimliğe ait medeniyeti diğer etnik kimliklerin medeniyetinden önemli ölçüde olarak ayrılmaktadır. Bu anlamda Azerbaycan halkının binyıllık ampirik tecrübe, bilgi ve alışkanlıklara dayalı maddi medeniyet tarihi, spesifikliği ve milli nitelikleri maddi medeniyetin tüm dallarında açık şekilde ortaya çıkmaktadır.

Genelde  19. yüzyılın ortalarında hayvancılıkla uğraşan toplulukların yerleşik yaşama geçmesi sonucunda ilkel topluluk ilişkilerinin kalıntıları daha çok korunduğundan, yerleşik yaşama geçişte akrabalık ilkesi doğrultusunda yerleşim geleneklerine ciddi şekilde uymuşlardır. Yerleşik yaşama geçiş süreci kan bağına dayalı aşiretler arasında yaşandığı için, yeni kurulan kentler, akraba gruplardan oluşmuşlardır. Bunun sonucunda şekillenen gelenekler bütün halkı kapsamıştır.

Azerbaycan bölgesinde ailenin teşekkül sürecinin Eneolit dönemini sonunda başladığı ihtimal edilir.

Azerbaycan ailesi ve aile yaşamına ilişkin kaynaklarda, yazılı abidelerde ve kaynaklarda, 13. yüzyıl büyük Azerbaycan alimi Nesireddin Tusi’nin, Azerbaycan edebiyatı klasiklerini eserlerinde, şifahi halk edebiyatının bir türü olan destanlarda önemli bilgiler vardır. Azerbaycanlıların aile ve aile yaşamına dair ilginç bilgiler 11.-13. yüzyıllara ait kaynaklarda yerini almıştır. Azerbaycan’da aile ve aile yaşamı konuları 18. yüzyılın başlayarak 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarında yazılmış etnografya konulu Rusça literatürde da yerini almıştır. Bu bilgilerin karşılaştırmalı tahlili Azerbaycan’da orta yüzyıllarda aile yaşamı ile yeni dönemin aile yaşamı arasında keskin fark olmadığını açık şekilde göstermektedir. Yeni Azerbaycan halkının aile yaşamında bugüne dek aktarılarak gelmiş gelenekler söz konusudur. Demek Azerbaycan halkı aile ve aile yaşamıyla ilgili geleneklerini yüzyıllar boyunca koruyabilmiş, onları olgunlaştırmıştır. Bu gelenekler gittikçe geliştirmiş ve tarihin aşamalarını atlayarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Azerbaycan etnografyası sadece Kafkas’ın kültürünü değil genel olarak dünya etnografya kültürünü zenginleştiren bir kaynaktır. Bu yüzden de Azerbaycan devleti maddi ve manevi medeniyetin korunmasına, gelişimine yüksek düzeyde ilgi göstermektedir. Bu Azerbaycan Etnografya Müzesinin kurulmasına dair Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 11 Temmuz 2008 yılında imzaladığı emirde bir daha vurgulanmıştır.

 


 

 

Harp Tarihi

Azerbaycan halkının vatan topraklarının korunması uğrunda askeri kahramanlığının kadim ve zengin tarihi bulunmaktadır. Muhammed Cihan Pehlivan ve Kızıl Arslan, Cavanşir ve Babek, Uzun Hasan ve Şah İsmail Hatayi gibi askeri kumandanlar bağımsızlığımız uğrunda mücadeleler vermişlerdir.

Kuzey Azerbaycan’ın Çar Rusya’sında bulunduğu 90 yıl (1828-1917) boyunca Rusya çarlığı halkımızı askeri hizmetden men etmiş, Müslüman Azeriler orduda hizmet yerine çeşitli vergiler ödemişler. Sadece halkın yüksek asil ve entelektüel kesimi arasından bazı bireyler evlatlarını Rusya’nın askeri okullarına gönderebilmış ve böylece bu dönemde kısmen Azerbaycanlı

subay kadrosu oluşmuştur ve onlar savaş cephelerinde yüksek kumandanlık örnekleri sergilemişlerdir. Tüm amiral rütbesine kadar yükselen İbrahim bey Allahverdi oğlu Aslanbeyov (1822-1900) Petersburg’da Askeri Deniz Okulun’dan (okul) mezun olmuş, Kara ve Baltık denizlerinde askeri gemilerde komutanlık yapmış, 1878 yılında kontramiral rütbesi aldıktan sonra Rusya’nın 8. Askeri Deniz Donanması’nın komutanı olarak  atanmıştır. Amiral İ. Aslanbeyov 1879-1882 yıllarında başkanlık yaptığı gemi personeli ile devr-i alem seyahatinde bulunmuş, Pasifik’te çok süratle yüzen gemilerin askeri kadrosuna komuta etmiş ve 1887 yılında tüm amiral rütbesine yükselmiştir. Binbaşı İskenderbey Memmedkerim oğlu Hacınski (1809-1878) 1835 yılından Rus ordusunda hizmette bulunmuş, Kırım Savaşı’na (1853-56) katılmıştır. O, Rusya’nın 3. dereceli Anna ve 2. dereceli Stanislav nişanları, İran’ın 2. sınıf “Şir-i Hurşit” nişanı ile taltif olunmuştur. Rusya Japonya Savaşı sırasında Japonya donanması Rusya’nın Uzak Doğu’da bulunan Port Artur kalesini ablukaya aldığı dönemde (abluka 5 aydan fazla devam etmiştir) bu operasyonlarda Albay S. Mehmandarov ve kaptan A. Şıhlinski, Albay Hüseyin Han Nahçıvanski ve Albay İlyas Bey Ağalarov da yer almışlardı. Bu savaşta tabur komutanı görevinde savaşan hemşerimiz Şahtahtinski Aleksandre Necefkulu oğlu 1912 yılında albay rütbesinde Rusya’nın askeri temsilcisi olarak İsviçre ordusunun manevralarını izlemiştir. Azerbaycanlı generallerden Teymur Bey Novruzov, Emir Kazım Kaçar, Emenulla Han Kaçar (Şuşa’da doğmuşlardır) I. Dünya Savaşının katılımcıları olmuşlardır. General T. Novruzov dört kez Kutsal Georgi nişanı ile taltif edilmiştir. Aslen Tovuz’dan olan Novruzovlar soyundan 3 general, Kaçarlar soyundan 7 general, Yadigarovlar soyundan 4 general yetişmiştir. Rusya ordusunun 21. piyade tümeni bünyesinde (tümenin komutanı Azerbaycanlı general Samet bey Mehmandarov idi) 81 sayılı Apşeron alayı, Dağıstan alayı (№ 82), Samur alayı (№ 83), Şirvan alayı (№ 84), aynı zamanda Şamahı alayı (№ 205) ve Salyan alayı (№ 206) I. Dünya Savaşı döneminde çatışmalara kısmen katılmışlar.

XIX. yüzyılda ve XX. yüzyıl başında Azerbaycan halkını temsil eden onlarca saygın askeri kumandan yetişmiştir. Bakü’de Bakıhanovlar, Kazah’ta Şıhlinskiler ve Vekilovlar, Karabağ’da Cavanşirler, Nahçıvan’da Kengerliler, Gence’de Cavadhanlar ve diğer bölgelerde yaşayan nesiller içerisinden çıkmış generaller Azerbaycan halkının şan şöhretini tüm dünyaya duyurmuştur.

Azerbaycan’da milli ordunun kurulmasına ilişkin ilk teklif, Rusya çarizmi dağıldıktan sonra, 1917 senesinin Mayıs ayında gerçekleşen Kafkasya Müslümanları kurultayında yapılmıştır ve bu kurultayda Müslüman alayları oluşturulmasına başlanılması için özel büronun teşkili konusunda karar alınmıştır. Bundan bir süre sonra aynı senenin Ekim ayında  Azerbaycan Türk

Demokratik Federalistler Partisi - “Müsavat”ın I. kurultayında milli ordunun kurulması geniş tartışma konusu olmuştur.

1917 senesinin Kasım ayında Zakafkasya (Kafkas ötesi) Komiserliği, Zakafkasya cumhuriyetlerinde ulusal askeri birliklerinin oluşturulmasına ilişkin karar kabul etmiştir. Azerbaycan birliğini düzenlemek için general Aliağa Şıhlinski görevlendirilmiştir. Fakat Ermenistan ve Gürcistan’dan farklı olarak Azerbaycan’da bu iş çok yavaş ilerlemekteydi. İşte bunun sonucunda Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 1918 yılının 28 Mayıs’ında ülkede geçmiş Müslüman gönüllü birliklerinden oluşan 600 kişilik bir askeri bölüm bulunmaktaydı. Tabii ki bu miktarda askeri kuvvet ile Azerbaycan’ın bağımsızlığını savunmak ve Bakü’de Şaumyan’ın idare ettiği Bakü Sovyeti (Bakü Komünü) birliklerinin Gence üzerine hazırlanan saldırısının önüne geçmek imkansızdı. Böyle bir durumda Azerbaycan’ın yardım bekleyebileceği tek ülke Türkiye idi. Bu amaçla Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Bakanlar Konseyi Başkanı Feteli Han Hoyski Türkiye hükümetinden askeri yardım rica etti.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti hükümetinin 1919 yılı devlet bütçesinde askeri harcamalar bütçenin % 24’nü oluşturuyordu ve bu sene 25 bin kişilik ulusal ordu kurulması öngörülmüştü. Harp Bakanı general S. Mehmandarov 1919 yılının 2 Nisanında Bakanlar Konseyi’ne gönderdiği mektupta Azerbaycan halkının ünlü harp tarihine sahip olduğunu ve bu kahramanlıklara dayalı tarihimiz ordumuzun özel heyetinin vatanseverlik ruhunda terbiyesine başlanmasının önemini göstermiştir.

1919 yılının sonlarında Azerbaycan ordusu iki piyade ve bir süvari tümeninden oluşuyordu. Ayrıca Gence’de iki topçu birliği ve hafif toplara sahip özel bir tümen oluşturulmuştu. Orduda aynı dönemde üç zırhlı tren, 4 savaş uçağı, 6 zırhlı araç vs. vardı.

1920 yılının başlarında Azerbaycan ordusunun özel heyetinin 40 bin kişiye ulaştırılması planlanıyordu. Askeri hizmete 19-24 yaşınlarındaki seçkin gençlerin çağrılması öngörülüyordu. Orduyu kuvvetlendirmek için 5 tank, 12 deniz uçağı, 6 aeroplan (teyyare, uçak), 9 zırhlı araç vs. alınması planlanıyordu. Gence’de bir askeri fabrika çalışmaya başlamıştı. Fakat aynı zamanda Azerbaycan’ın Avrupa ülkelerinden silah alması da büyük sıkıntılara karşılaşmaktaydı. Öyle ki, itilaf ülkeleri Azerbaycan’ın Osmanlı Türkiyesi ile ilişkilerini bilerek, ona silah satmak istemiyordu. Tüm bunlara rağmen Azerbaycan ordusu yeteri kadar sağlam ve yüksek disiplinli br ordu haline gelmişti. 1919 senesinin Eylül ayında Bakü’de bulunan İngiliz askeri muhabiri Skotland Liddel burada gördükleri hakkında şöyle yazıyordu: “Bana burada karışıklıkla karşılaşacağımı söylüyorlardı, fakat hiçbir karışıklık görmedim ... yol boyunca biz Azerbaycan ordusunun yüzlerce genç askeri ile karşılaştık, onlar iki yıl önce gördüğüm askerler değillerdi. Hatta bir ay öncekilerine bile benzemiyorlardı. Azerbaycan ordusu hızla yapılandı, hızla da gerektiği duruma geldi. Azerbaycan şunu fark etti, disiplinsiz ordu yaşayamaz. Azerbaycan’da Rusya’da bile bulunmayan demir disiplin hüküm sürmektedir”.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde (1918-1920) Azerbaycan’ın 21 savaş generali olmuştur. Bunlar Samet bey Mehmandarov, Aliağa Şıhlinski, Hüsrev Bey Sultanov, İbrahim ağa Vekilov, İbrahim ağa Usubov, Hüseynhan Nahçıvanski, Mirkazımhan Talışhanov, Firudin bey Vezirov, Galip Bey Vekilov, Daniyal bey Hallacov, Aliyar bey Haşımbeyov, Süleyman bey Efendiyev, Timur bey Novruzov, Emir Kazım Mirza Kaçar, Muhammed Mirza Kaçar, Emenulla Mirza Kaçar, Feyzulla Mirza Kaçar, Cevad Bey Şıhlinsi, Mehmet Sadık Bey Ağabeyzade ve diğerleri idiler. Korgeneral Memmedbey Sulkeviç (Litvanya tatarı, Azerbaycan vatandaşlığını kabul etmişti) 1918 - 1919 yıllarında Azerbaycan ordusunda Genelkurmay’ın reisi ve bir müddet sonra korpusun komutanı olmuştur.

Tuğgeneral Cevad Bey Şıhlinski, general Muhammed Mirza Kaçar Gence’de XI. orduya karşı halk mücadelesine liderlik yapmışlardır. Azerbaycan generallerinden Halk Cumhuriyeti hükümetinin I. ve II. kurulunda Askeri Bakan Hüsrev Bey Sultanov, İçişleri Bakanı ise Behbud Cavanşir olmuştur. Hüsrev Bey Sultanov 1919 yılında Karabağ’ın general-valisi olarak görev yapmıştır. Resmi araştırmalar 1920 yılının Bolşevik-Taşnak terörü sonucunda Azerbaycan Milli Ordusu’na hizmet eden 12 general, 27 albay ve yarbay, 46 yüzbaşı ve kurmay yüzbaşı, poruçik ve podporuçik, 148 asteğmen ve uzman çavuş, 266 diğer rütbeli askeri hizmetlinin aradan kaldırıldığını ortaya koymuştur.

Aynı dönemde kırmızı terörün kurbanı olarak çoğunluğu 1920 yılında Nargin adasında kurşuna dizilen generallerimiz şunlardır: Tuğgeneral Habib bey Hacı Yusuf oğlu Salimov (Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk askeri Bakanı), tuğgeneral Emir Kazım Kaçar, tuğgeneral İbrahim ağa Usubov, general teğmen Mehmet bey Sulkeviç, tuğgeneral Abdulhamid bey Şerifbey oğlu Kaytabaşı, tuğgeneral Murad Geraybey oğlu Tlehas (milliyyetce Çerkez olan Murat Bey 1918 yılında Azerbaycan’a gönüllü olarak gelmişti), tuğgeneral Eliyar bey Mehdi oğlu Haşımbeyov.

Azerbaycan Cumhuriyeti SSCB’nin yönetiminde olduğu 1 Ocak 1923’ten sonraki ilk 17 yılda (yani Büyük Vatan Savaşı / II. Dünya Savaşı / başlanmasına kadarki dönemde) Cumhuriyet vatandaşları Sovyet Ordusu bünyesinde genel askeri hizmete alınmakla birlikte Azerbaycan’da bir milli atıcı tümeni de bulunmaktaydı. Bu dağ atıcı tümeni 1920 yılının 30 Ekim’inde düzenlenmişti ve 1938 yılına kadar mevcut olmuştur. 1924-1930’lu yıllarda tümenin komutanı Cemşid Nahçıvanski (1895-1938) olmuştur. Sovyet Ordusunun teşkili arazi sisteminden kadro sistemine geçildiğinde (1938) bu tümen 77. tümen adıyla Zakafkasya askeri dairesi (1935 yılında kurulmuştur) ordusuna dahil edilmişti.

Azerbaycan’ın ikinci kez bağımsızlığına kavuşmasından sonra, 1991 senesinin Eylül’ünde Ali Meclis’in kararı ile Savunma Bakanlığı, 9 Ekim’de ise Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin oluşturulması kararını aldı. Azerbaycan Cümhuriyetinin Başkanın 18 Eylül 1992 tarihli Fermanı ile 9 Ekim Azerbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri günü olarak ilan edildi. Fakat daha sonra 22 Mayıs 1998 tarihli Cumhurbaşkanı fermanı ile ilgili kararname yürürlükten kaldırılarak 26 Haziran tarihi Silahlı Kuvvetler günü ilan edilmiştir.

Günümüzde Azerbaycan Ordusu Azerbaycan devletini, toprak bütünlüğünü koruma yeteneğine sahiptir ve bölgedeki en büyük ordudur.

Bugün Kafkasya’da en modern ordu arasında yer alan Azerbaycan Milli Ordusu Hava ve Hava Saldırısından Savunma, Askeri Deniz ve Kara ordusundan oluşmaktadır. Bu ordu potansiyel rakiple dağıtıcı ve bombalı uçaklarla etkin mücadele yapma gücündedir. BDT çerçevesinde Azerbaycan hava savunma kuvvetlerine sahip en güçlü ülkelerden sayılmaktadır. Bütçesi her sene artırılan Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin buna uygun olarak askeri olanakları da genişlemektedir.

2003 yılında Azerbaycan’ın askeri bütçesi 115 milyon manat (135 milyon ABD doları) olduğu halde, 2010 yılında 2,2 milyar manat (2,7 milyar ABD Doları) teşkil etmiş, 2011 yılı devlet bütçesinde ise bu rakamın 2,4 milyar manat (3,0 milyar ABD Doları) olacağı düşünülmektedir.

Azerbaycan ordusu 1994 yılından itibaren NATO ile Barış için Ortaklık Programı çerçevesinde işbirliği yapmakta, ayrıca Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin bazı yabancı devletlerle de ilişkileri bulunmaktadır.

Ayrıca, Azerbaycan barış kuvvetleri Kosova’da, Afganistan’da ve Irak’ta uluslararası operasyonlara katılmıştır.

 


 

 

Heykeltraş

Heykeltıraşlığın gelişiminde Bakü’de açılmış ressamlık okulu ve Azerbaycanlı uzmanların SSCB’nin değişik okullarında aldıkları heykeltıraşlık eğitiminin büyük rolü olmuştur.

Azerbaycan heykeltıraşlarının bir araya getirilmesi ve örgütlenmesi Sovyet döneminden başlar. Fakat ondan önce de Azerbaycan’da heykeltıraşlık sanatı ustaları olmuştur. Son dönemde yapılan araştırmalar 1920’den önce de Azerbaycan’da heykeltıraşlık eserlerinin yapıldığını ortaya koymaktadır. Bu örnekler hem halk sanatı, hem de Rusya ve Avrupa’da eğitim almış heykeltıraşlar ve sanatkârlar tarafından yapılmıştır.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde de bugün isimlerini bilmediğimiz heykeltıraşlar olmuştur. Ömrü çok kısa olmuş Azerbaycan Halk Cumhuriyetinde tüm projelerin uygulanamaması yüzünden ne eserlerin ne de müelliflerle ilgili somut bilgiler bulunmaktadır.  Fakat kaynaklarda bu projelerin olduğuna dair yeteri kadar bilgi vardır. Mesela devlet armasının, bazı madalyaların ve nişanların hazırlanmasında profesyonel heykeltıraş Zeynal Alizade’nin büyük rolü olmuştur.

Azerbaycan’da çağdaş profesyonel heykeltıraşlık geliştikçe Bakü’de birçok anıtsal abideler yapılmış, milli heykeltıraşlık alanında uzmanlar yetiştirilmiştir.  1920-30’lu yıllarda ilk Azerbaycanlı heykeltıraşlardan İbrahim Guliyev, ayrıca Azerbaycan’da yaşayan Yelizaveta Tripolskaya, Pinhos Sabsay vd. heykeltıraşların eserleri Bakü’nün değişik mekânlarında yer almıştır.

Heykeltıraşlık Eğitimi

Önceler Azerbaycan Devlet Kültür ve Güzel Sanatlar Üniversitesinde Heykeltıraşlık bölümü bu eğitim kurumundan ayrılarak Azerbaycan Ressamlık Akademisi kurulmuştur. Hazırda akademik Ömer Eldarov’un rektör olduğu bu yüksek eğitim kurumunda yüksek seviyeli heykeltıraşlar hazırlanmaktadır.

Ressamlar Birliğinin 100-120 heykeltıraş mensubu arasında hem profesyonel hem de halk sanatı bölümünde temsil olunan heykeltıraşlar vardır.  Bu heykeltıraşlar granit, mermer ve diğer mamuller üzerinde tasvir sanat numuneleri yapmaktadırlar. Ressamlar Birliğine üye olmak isteyen heykeltıraşların en az 5-6 ferdi sergisinin düzenlenmesi gerekir.

 


 

 

Spor

İnsanların yaptıkları fiziksel hareketler ve çalışma alışkanlıkları, savaş ve mücadele türleri - güreş, koşu, atlama, ağırlık kaldırma, yüzme, kürek çekmek, ok atmak, kılıç oynatmak, mızrak atma vb. ilk spor türleri gibi kabul edilebilir. Kuşkusuz tüm uluslarda bu spor türleri olmuştur. Bu türlerden herhangi birinde ilk spor yarışmasının nerede, ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir fikir söylemek imkansızdır. Arkeolojik bulgulara dayanarak atletlerin ilk yarışmalarının güreş olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda en eski bilgiler M.Ö. 27-26. yüzyıllara dayanmaktadır. M.Ö. 8. yüzyıla ait "Gilgamış" destanında M.Ö. 3. binyıla ait olan Sümer anıtlarına dayanarak güreş yarışmalarına ilişkin bilgi verilmektedir.

Güreş Azerbaycan'da eski dönemlerden yayılmış geleneksel spor türlerindendir. Azerbaycan halkının destan ve masallarında, yazılı eserlerinde güreş yarışmalarından bahsedilmektedir. Eski yazılı abidelerden olan "Kitab-ı Dede Korkut" destanlarında güreşin yanı sıra, diğer ikili mücadele türlerinden de geniş bahsedilmektedir. Bu mücadelelerin çoğu zaman yarış amacı taşıması açıkça belirtilmektedir.

Azerbaycan'da eski spor türü olan güreş yarışmaları sonralar “zorhana” adlanan özel mekanlarda yapılmıştır.

Eski Türkçe konuşan halklar yaşamlarının büyük kısmını at sırtında geçirmişlerdir. At yarışmaları, at üstünde güreş, kılıç sallama, yambagapma, çovgan buzgaşı gibi spor yarışmaları Türkçe konuşan halklar arasında geniş yayılmıştır.

Spor zamanla profesyonel düzeyde gelişmeye başlamıştır. Şöyle ki, 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan pehlivanlarından Sali Süleyman ve Reşit Yusifov`un adı tüm dünyada ünlü idi. Onlar dünyanın en büyük şehirlerinde -Washington, Paris, Chicago, Londra, Roma'da düzenlenen güreş yarışmalarında sahip oldukları gücü ortaya koydular.

Sali Süleyman dünya pehlivanlarının en tehlikeli rakibi sayılırdı. Onu "Dağıstan aslanı", "Şark’ın sevgilisi" adlandırmışlardır. Bu pehlivanın gerek kendi Vatanında, gerekse de yurtdışında bir kez bile sırtını yere vuran olmamıştır. Sali Süleyman demir zincirleri kolaylıkla kırıyor, demir çubuktan düğüm yapabiliyordu. Onun hakkında söylenen efsaneler bugün de dillerde dolaşmaktadır. Reşit Yusifov da güreşte sağladığı başarıları ile hemşerisinden geri kalmamıştır.

1922 yılının sonuna doğru beden eğitimi ve spor çalışmalarına Azerbaycan sendikaları da katıldı. Bu kurum spor cemiyetleri oluşturmuş, ülkede sporun altyapısının kurulmasına destek vermiştir. 1923 yılında Azerbaycan'da ilk spor gazetesi - "Kırmızı Sporcu" çıkmaya başlamıştır. Aynı yıl Bakü'de beden eğiticileri okulu açılmıştır. Okulda sporun çeşitli türlerini öğretecek öğretmen ve uzmanlar hazırlanıyordu. Bu okulun açılması ülkede sporun geleneksel türlerinin yanı sıra, diğer türlerinin de gelişmesine katkıda bulunmuştur. Örneğin, eğer 1920 yılında Azerbaycan'da iki basketbol cemiyeti vardıysa, 1924 yılında artık 52 basketbol takımı kurulmuştur. İki yıl sonra bu takımların sayısı 300'e ulaşmıştır. Bu dönemde Azerbaycan Petrol-Kimya Enstitüsü'nde ve Orta Beden Eğitimi Evi`nde boks dernekleri oluşturulmuştu. Ülkede sık sık yüzme, su polosu ve suya atlama türleri üzere spor yarışmaları ve bayramları düzenleniyordu. Güreş ve ağır atletizm kulüplerinde pek çok spor meraklısı egzersiz yapıyordu.

1924 yılında Rıza Bahşeliyev, "Kustrud" denilen güreş takımı kurmuş ve burada Fransız güreşi - çağdaş serbest güreş grubu oluşturmuştur. "Kustrud"un öğrencileri o zaman ülkemizde ve yurtdışında tanınmış meşhur pehlivanlar - Sali Süleyman, Reşit Yusifov, Fyodor Margentanger, Andrey Lodz, Eldar Eroğlu ve başkalarıyla güreşiyorlardı. "Kustrud"dan başka, "Dinamo", "Tempo", "Lokomotiv" ve Orta Beden Eğitimi Evi gibi spor cemiyetleri de faaliyet gösteriyordu.

Ayrı ayrı spor türleri üzere yarışmaları dışında kompleks spor turnuvaları da organize edilmişti. Örneğin, 1925 yılında Bakü'de "Olimpiyat Oyunları" adı altında yarışmalar düzenlenmiştir. Bu olimpiyat programına göre hafif atletizmin çeşitli dallarında yarışmalar dahil edilmişti. Bu, Azerbaycan'da Olimpiyat oyunlarına ne kadar büyük ilgi olduğunu, dünya oyunlarına katılmak imkanı olmayan bir ortamda gençler arasında olimpiyat oyunlarına ilginin artırılması yönündeki faaliyetlerin açık göstergesidir.

Azerbaycan Olimpiyat oyunlarının gelişim tarihi dört döneme ayrılıyor: 1) Azerbaycan sporcularının SSCB milli takımı bünyesinde Olimpiyat oyunlarında yer aldığı dönem (1952-1988); 2) Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) milli takımı içinde yer aldığı dönem (1988-1992); 3) Azerbaycan bağımsız bir devlet olarak Uluslararası Olimpiyat Hareketi'ne (UOH) katıldığı dönem (1992-1997); Olimpiyat hareketinin canlanma dönemi - yeni dönem (1997-2011).

Azerbaycan sporcuları SSCB Olimpiyat takımının içinde Olimpiyat Oyunları'nın 9'unda 46 sporcu ile 10 altın, 11 gümüş ve 7 bronz madalya kazanmışlardır. Serbest güreşte R.Mehmetbeyov'un 1952 Helsinki Olimpiyatı'nda kazandığı gümüş madalya Azerbaycan sporcularının Olimpiyat Oyunları'nda ilk başarısı olarak değerlendirilmelidir. Sonraki olimpiyatlarda Y.Konovalov, A. Kornelyuk (atletizm), İ.Rıskal, V.Lantratova (voleybol) V.Mineyev (modern beş türde), A.İbrahimov (serbest güreş), R.Şabanova, L.Şubina, L.Savkina (hentbol), İ.Mehmetov, B.Koretski (eskrim), İ.Ponamaryov (futbol) ve başkalarının başarılı performansları Azerbaycan sporcularının saygınlığını daha da artırmıştır.

1992 Barselona Olimpiyatı'nda Azerbaycan Bağımsız Devletler Topluluğu'nun (BDT) milli takımında toplam 5 sporcu ile temsil olunsa da, sporcularımızdan ikisi N.Hüseyinov (judo), V. Belinki (jimnastik) başarı sağlayarak Olimpiyat şampiyonu ödülü adlılar. 1992 yılında MOK-un oluşturulması ve UOH tarafından tanınması ile ülkenin Olimpiyat Hareketi'nde (OH) yeni bir dönem başlatmıştır. Artık bağımsız bir devlet olarak Uluslararası Olimpiyat Hareketi'ne katılarak, spor potansiyelini tam sergilemek imkanı elde etmiştir. Azerbaycan ilk kez 1996 Atlanta Olimpiyatı'nda 23 kişilik milli olimpiyat takımı ile bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin üç renkli bayrağı altında konuşma yapmıştır. 197 ülkenin yer aldığı bu oyunlarda genç Azerbaycan Cumhuriyetinin 61. yeri kazanması sporumuzun başarısı sayılabilir. Serbest güreşte N.Abdullayev'in kazandığı gümüş madalya Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Olimpiyat takımının Olimpiyat oyunlarında kazandığı ilk madalyadır.

Milli Olimpiyat Kurumu (MOK) Başkanı İlham Aliyev kurumun çalışmalarını olumlu yönde etkilemiş ve dönüş yarata bilmiş, ülkemizde Olimpiyat Hareketi'nin hızlı gelişmesine katkıda bulunmuş ve  Uluslararası Oyunların Hareketinde (UOH) aktif almayı sağlamıştır.  Azerbaycan MOK ülkede Olimpiyat Hareketi'nin ve sporunun  gelişimi ile ilgili amaca yönelik, seri faaliyet göstererek, kısa süre içinde başarılar kazanmıştır.

Sidney kentinde yapılan 28. Yaz Olimpiyat Oyunları'na (YOO) Azerbaycan sporcularını yüksek seviyede hazırlamak ve uluslararası yarışmalara katılımını sağlamak amacıyla Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın 20 Ocak 1998 tarihli kararnamesiyi MOK’un amacına uygun çalışması için geniş olanaklar açtı.

Oyunlara hazırlık çalışmalarının zamanında ve devlet düzeyinde yapılması sonucunda Azerbaycan sporcularından 31'i 10 spor dalı üzere 27. Yaz Olimpiyat Oyunları'nda yer aldı (2000).

Avustralya'nın Sidney kentinde yapılan 28. Yaz Olimiyat Oyunlar’ında Azerbaycan sporcuları büyük başarılar elde etmişler (15.09.2000).  Z. Meftaheddinova (stand atıcılığı) ve N.Abdullayev (serbest güreş) altın, V.Alekperov (boks) bronz madalya kazanmışlar.

199 ülkeden sporcunun katıldığı Sidney Olimpiyatı'nda Azerbaycan'ın 34., Avrupa ülkeleri arasında ise 23. yeri kazanması sporcularımız ve ülkemiz açısından büyük zaferdi. Azerbaycan sporcularının 28. Yaz Olimpiyat Oyunları'na hazırlığının daha yüksek düzeyde organize edilmesine  Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in imzaladığı "28. Yaz Olimpiyat Oyunları'na Hazırlık Hakkında» kararnamesi büyük önem taşımaktadır.

XXVIII Yaz Olimpiyat Oyunları'na hazırlığa başlamış 130 sporcudan 38-i oyunlara katılmak şerefine nail olabilmiştir. Bunlardan 36 kişi lisans, iki kişi ise yüzme spor dalında Uluslararası Federasyon'un kararı ile özel izinle (vayld-kart) oyunlara katılma hakkı kazanmışlardır. Cumhuriyet XXVIII Yaz Olimpiyat Oyunları'nda sporun 12 dalında 38 sporcu ile temsil edildi. XXVII Sydney Olimpiyatları ile karşılaştırıldığında bu oyunlarda ülke 3 yeni spor türü - sanatsal jimnastik, tekvando, eskrim ve daha fazla sporcu ile yarışlara katılmıştı. XXVIII Yaz Olimpiyatları Azerbaycan'ın milli olimpiyat takımı 1 altın ve 4 bronz madalya kazanarak 202 katılımcı devlet arasında madalyaların sayına göre 37, kalitesine göre 50-ci yeri tuta bilmiştir. Bu başarıların elde edilmesinde takım üyelerinden F.Mansurovun (Yunan-Roma) altın, İ.Aşumovanın (kurşun), Z.Meftahətdinovanın (stand), A.Məmmədovun, F.Aslanovun (boks) bronz madalyaları özel rol oynadı. XXVIII Yaz Olimpiyatları (1952-2004) 140 sporcu katıldı. 15 altın, 12 gümüş, 13 bronz madalya kazanılmış. Bağımsız Azerbaycan sporcuları Yaz Olimpiyat Oyunları'nda 9 madalya kazanmışlardır (3 altın, 1 gümüş, 5 bronz). 2007 yılında ülkemizde 36 uluslararası yarış organize edildi. Cari yılın 7 ayı boyunca ise artık 18 uluslararası yarış geçirilmiştir.

Bağımsızlık döneminde ülkede faaliyet gösteren spor tesisleri ve beden eğitimi sağlık komplekslerinin sayısı 9 bini aşmış. Bağımsızlık kazandıktan sonra Azerbaycan sporcuları Avrupa, dünya ve kupa yarışlarında 2615 madalya kazanmışlardır: (897 altın, 705 gümüş, 1013 bronz).

 


 

 

Müzik

Azerbaycan müziğine dair ilk bilgiler, arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan anıtlardan - Gobustan (M.Ö. 18-3. binyillar) ve Gemikaya (M.Ö 3 – 1. binyillar) kaya resimlerinden elde edilmiştir. "Kitab-ı Dede Korkut"ta (7. yüzyıl), Nizami'nin ve Fuzuli'nin eserlerinde, Orta Çağ  musiki yaşamına, türlerine, müzik aletlerine ilişkin zengin bilgiye yer verilmiştir. Azerbaycan'ın Sefieddin Urmevi (13. yy), Abdulkadir Marağayi (14. yüzyıl), Mirzabey (17. yüzyıl), Mir Muhsin Nevvab (19.yüzyıl) gibi ünlü âlimlerinin risalelerinde Orta Çağ müzik kültürü, onun gelişim düzeyi ve Azerbaycan müziğinin teorik sorunları açıklanmıştır.

Azerbaycan müzik tarihinin ilk aşamasını âşık-ozan sanatı oluşturmaktadır. Şair, şarkıcı ve bestecilik faaliyetlerini birleştiren sanat dalı,  biçim zenginliğiyle müziğin temel taşıdır. Sonraki aşamayı klasik müzik-muğamlar oluşturmaktadır. Geçmiş klasik müzik servetlerinin - muğamların yaratıcıları ve koruyucuları olan sazendelerin, hanendelerin sanat yeteneği, onları farklı kılan başlıca unsurdur. Eski bir kökene dayanan klasik miras niteliğindeki muğam sanatının kurucuları - hanendeler ve sazendelerin sanatı bugün de yaşamakta ve aktif şekilde gelişmeye devam etmektedir.

Azerbaycan müzik tarihinde  önemli muğam ustaları bulunmaktadır.  19.yüzyılın önemli sanat ustalarından şöhret sahibi Settarhan, Hacı Hüsü, muğam okuma eğitimi almıştır.  19. yüzyılın görkemli sanat ustalarından bazıları; Meşedi İşi, Alesker Şirin, Tarzen Sadıkcan. Günümüzde bu sanat adına sayılabilecek isimler; Cabbar Karyağdı, Meşedi Cemil Emirov, Seyyid Şuşinski. Muğam için enstrüman çalanlara; Kurban Pirimov, Mansur Mensurov, Ahmet Bakıhanov, Behram Mensurov, örnek verilebilir.

Muğam sanatının özellikleri, ilk olarak, özel okullarda  meclislerde, derneklerde; Kulu (Şuşa), Mahmut Ağa(Şamahı), Meşedi Melik Mensurov (İstanbul)  gibi üstatların rehberliğinde gelişmiştir. Bu isimler, Azerbaycan yorumculuk okulunun kurulmasında da önemli rol oynamıştır.

20.yüzyılın başında,  halk çalgılarda eşit temponun olmaması nedeniyle Azerbaycan müziğinde nota yazmanın imkânsızlığı dile getirilmekteydi. Azerbaycan müziğinin gelişimine engel teşkil eden bu sorun, 20. yüzyılın başında çözülmüştür. Böylelikle Azerbaycan müziğinin, dünya profesyonel müzik kültürünün genel düzeyine ulaştığı görülmektedir. 1908 yılı Ocak 12’de Bakü'de Ü. Hacıbeyov, «Leyla ve Mecnun» operası, ilk kez sahnelenmiştir. Söz konusu eser, ulusal opera sanatının ve Azerbaycan'ın uzman bestecilik faaliyetinin gelişmesinde önemli bir

temel teşkil etmiştir. Bu opera, Üzeyir Hacıbeyov'un devrime kadar yazdığı ve muğam operaları sayılan sonraki bütün operaları - «Şeyh Senan», «Aslı ve Kerem", "Rüstem ve Söhrab», «Şah Abbas ve Hurşud Banu», ayrıca, Zülfikar Hacıbeyov'un «Âşık Garip» , Müslüm Magomayev'in «Şah İsmail» gibi,  Azerbaycan müzik tarihine eklenen, güzel, kendine özgü milli sanat faaliyetlerindendir.  Söz konusu nitelikler, sonraki yıllarda verilen eserlerde geliştirilmiştir.

Milli müzik ile tüm Avrupa profesyonel yazı tekniğinin sentezi olan,  Azerbaycan’a ve ülke müziğine dünya ünü kazandırmış bulunan ilk eser, "Arşın Mal Alan"ı, gelecek dönemlere örnek eser niteliğindedir. 40'a kadar farklı dile tercüme edilen “Arşın Mal Alan”, 70 senedir farklı ülkelerde seslendirilerek, her yaştan ve müzik eğitiminden kesimin beğenisini toplamıştır.

20. yüzyılın 30'lu yılları Azerbaycan müziğinin yeni yükseliş dönemi olarak nitelendirilmektedir. Bu yıllarda yeni yorumcu grupları, senfoni topluluğu (1920, şimdi, Ü.Hacıbeyov Azerbaycan Devlet Senfoni Orkestrası), koro (1926), ilk notalı halk çalgı orkestrası (1931), dans topluluğu (1936) M. Magomayev Azerbaycan Devlet Filormonisi'nde (1936) ortaya çıkmıştır.

Azerbaycan Besteciler Birliği (1934), Müzikal Komedi Tiyatrosu (1938,  Ş. Kurbanov Halk Sanat  Evi (1939), Azerbaycan Devlet Konservatuarı yanında Azerbaycan halk müziğini incelemek ve araştırmak amacıyla bilimsel araştırma müzik kurulu (1931) oluşturulmuştur.

Azerbaycan Besteciler Birliği (1934), Müzikal Komedi Tiyatrosu (1938,  Ş. Kurbanov Halk Sanat  Evi (1939), Azerbaycan Devlet Konservatuarı yanında Azerbaycan halk müziğini incelemek ve araştırmak amacıyla bilimsel araştırma müzik kurulu (1931) oluşturulmuştur.

1960-80'li yıllar, Azerbaycan müziğinde yaşlı kuşak bestecilerinin aktif sanat faaliyetiyle yeni bestecilerin ortaya çıkması, tüm sanat dallarında önemli başarılar kazanılması, uluslararası ilişkilerin gelişmesi ile dikkat çekiyor. Opera ve bale Azerbaycan bestecilerinin yöneldikleri sanat dalına dönüşmüştür.

A.Melikov'un "Mehebbet Efsanesi" (1961), F.Emirov'un "Nesimi  Destanı" (1973; Azerbaycan SSR Devlet ödülü, 1974), "Binbir Gece" (1979; SSCB Devlet ödülü, 1980) baleleri tüm dünyada geniş ün kazanmıştır.

Azerbaycan bestecileri - Kara Karayev, Efrasiyab Bedelbeyli, Fikret Amirov, Niyazi, Arif Melikov, Tevfik Kuliyev, Vasif Adıgüzelov, Azer Rzayev, Rauf Hacıyev, Firengiz Alizade, Mustafa Alizade, Ferec Karayev ve Rehile Hasanova ve diğerlerinin eserleri, 20. yüzyıl dünya müziğinin ayrılmaz bir parçasına dönüşmüştür.

1. Behbudov, Niyazi, Z. Avşar, M. Magomayev ve diğerleri, büyük şöhret sahibi olmuşlardır.  Sanatçılar F. Kasımova, (1977, İtalya, 1. ödül), H. Kasımova, (1981, Atina, birincilik ödülü; P.İ.Çaykovski  8. Uluslararası yarışmada (1982, Moskova) ikincilik ödülü), piyanocu F.Bedelbeyli (1967, Gradets Kralove, ÇSSR; 1968, Lizbon, Portekiz, birincilik ödülü), genç piyanistler  M. Hüseyinov, M. Adıgüzelzade vb. birçok yarışmalardan ödül almışlardır.

Azerbaycan caz müziğinin gelişiminde, besteci ve piyanist V.Mustafazade'nin büyük rolü olmuştur. V. Mustafazade, düzenlediği "Sevil" ve "Muğam" toplulukları başkanı olmuş, 8.Uluslararası Caz Yarışması’nda (Monte-Carlo, 1978) birincilik ödülüne layık görülmüştür.

Azerbaycan müzik tarihinde hanendelerden, H.Şuşinski, R.Muratova, Ş.Alekberov, E. Ali,  S. Gedimova, F. Mehreliyeva, T.İsmayilov, A. Babayev, İ.Rzayev, Z. Adıgüzelov, H. Hüseyinov, G. Rüstemov, C. Ekberov, A. Kasımov; tarzenlerden E.Bakıhanov, H. Mehmedov, B. Mensurov, E. Guliyev, R. Guliyev, E. Dadaşov, M. Muradov, F. Alekberov; kemençe çalanlardan halk sanatçısı H.Aliyev, emektar artistler; H. Mirzeliyev, T.Bakıhanov, Ş.Eyvazova, F. Dadaşov;  nağara çalan Ç. Mehdiyev; garmon çalanlardan Abutalib (A. Yusifov), Kor Ehed, Kerbelayi Letif, T. Demirov, A.İsrafilov; saz çalan E. Nesibov ve diğerlerinin sanat alanında verdikleri hizmet, öncelikli olarak  belirtilmelidir.

Çağdaş dönemde Karabağ konusu, Azerbaycan müzik tarihinde önemli bölümü oluşturmaktadır.   V.Adıgüzelov'un "Karabağ Şikestesi" ve "Gam Kervanı" (1999) oratoryoları, T. Bakıhanov’un "Karabağ Harayı" (2001)senfonisi, A. Alizade'nin "Ana Toprak" (1993) odası, N.Mehmetov'un Hocalı olayları adına yazılan 7. Senfonisi (1998), R. Mustafayev'in "Hak Seninle, Azerbaycan" (1992) kantatası, H. Hanmehmetov'un "Elimde Sazım Ağlar" halk çalgı aletleri için şiiri (1991, Karabağ şehitlerine adandı), S.İbrahimova'nın "Vatan Şehitleri" (1990) kantatası, tar ve telli orkestra için "Seni Özlüyorum, Şuşa'm" (1999) vb. buna örnek gösterilebilir. 2002 senesinde A. Alizade'nin A. Duma'nın eseri, temelinde "Kafkasya'ya Seyahat" adlı balesinin ilk gösterisi olmuştur. Bu yıllarda T. Bakıhanov'un "Hayır ve Şer" (1990) tek perdeli balesi (1990), H. Mehmetov'un "Şeyh Senan", O. Zülfikarov'un "Alibaba ve 40 Haydut" (1990) balesi, kaleme alınmıştır.

Bağımsızlık döneminde Azerbaycan bestecilerinin, yurtdışında farklı müzik festivallerinde, uluslararası müsabakalarda, dünyanın ünlü kültür ve müzik projelerine katılma, Azerbaycan müziğini dünyaya tanıtma imkânları oluşmuştur. A.Melikov, V.Adıgüzelov, H. Mirzezade, A. Alizade, T.Bakıhanov, F. Karayev, İ.Hacıbeyov, F. Alizade, C.Guliyev, E. Dadaşova, R.Hasanova, G. Mehmedov ve F.Hüseyinov'un, eserleri Türkiye, Norveç, Hollanda, Kıbrıs, ABD, İsviçre, Almanya, Tayland vb. ülkelerde sahnelenmiş, önde gelen yarışmalarda başarı sağlamıştır. Türkiye'de A.Melikov'un (7 sayılı senfonisi), V. Adıgüzelov'un ("Çanakkale" oratoryosu), Kıbrıs'ta T.Bakıhanov'un ("Kuzey Kıbrıs Mevsimleri", "Kuzey Kıbrıs Suitası") vb. eserleri ilk kez sahnelenmiştir. Hollanda'da F.Karayev'in ("Hutbe, Muğam, Sure", "Babil Kıyameti" 2000), F. Alizade'nin ("Serap"), R.Hasanova'nın ("Sema") eserleri ifa edilmiştir. "İpek yolu" projesinde F.Alizade ("Derviş"), ve C.Guliyev'in ("Kervan") katılımıyla başarı kazanılmıştır. F.Hüseyinov, UNESCO ve Japonya'nın açtığı yarışmayı kazanmış ("Zamana Seyahat" senfoni orkestrası için Konser), BM ödülüne ("Bırak Dünyada Barış Olsun" oratoryosu) layık görülmüştür.

1999 senesinde muğam sanatçısı A.Kasımov, muğam sanatının gelişimi adına önemli faaliyetlerinden ötürü, UNESCO'nun altın madalyasını almıştır. Fransa'da düzenlenen uluslararası festivalde Azerbaycan Devlet Senfoni Orkestrası’nın (sanatsal rehber ve orkestra şefi, halk sanatçısı R.Abdullayev) önderliğinde Ü. Hacıbeyov, K.Karayev ve F.Emirov’un eserleri başarıyla sunulmuştur. Almanya'da "Ekspo - 2000" Uluslararası Fuar'da Azerbaycan Devlet Kamera Orkestrası’nda, Devlet Şarkı Tiyatrosu'nda, Devlet Dans Topluluğu'nun ve bazı kültür insanlarının müzik alanındaki parlak çıkışları, çağa damgasını vurmuştur.

2003 yılında V.Adıgüzelov'un Azerbaycan şairi Natevan için yazılmış "Han Kızı Natevan" (2003, Aralık) adlı operasının ilk kez oynanmıştır. Büyük bestecinin bu eseri, ulusal operanın gelişim tarihinde önemli yer tutmuştur.

2009 yılında Gebele şehrinde gerçekleştirilen 1. Gebele Uluslararası Müzik Festivali Azerbaycan müzik tarihinde kendine özgü rol oynamış ve bir tür geleneğe dönüşmüştür. 2010 yılında düzenlenen 2. Gebele Uluslararası Müzik Festivali de dünya çapında büyük yankı uyandırmıştır.

Azerbaycan ikinci kez bağımsızlığını kazandıktan sonra müzik alanında uluslararası ilişkileri gelişmiştir. Bakü'de yabancı müzisyenlerin katılımıyla Uluslararası Müzik Festivalleri düzenlenmiştir. Aynı zamanda dünya çapında müzisyenler - Mstislav Rastropoviç, Bella Davidoviç, Dmitri Sitkovetski, Bakü'ye gelmiş, konserlerde sahne almış, açık dersler vermiştir.

En son gerçekleştirilen "İpek yolu - Birinci Senfoni ve Kamera Müziği Festivali" (2010) büyük ilgi görmüştür.

 


 

 

Azerbaycan'da Opera

Azerbaycan'da opera sanatı geçen yüzyılın başlarında oluşmaya başladı.

Azerbaycan'da opera sanatının temeli 12 Ocak 1908 yılı’da dahi Üzeyir Hacıbeylinin H.Z.Tağıyev Tiyatrosu'nda sahneleştirilen ve doğu-Müslüman âleminin ilk opera eseri olan "Leyla ve Mecnun" operası ile koyulmuştur. Tiyatronun binası ise 1910 yılında ünlü inşaatçı-mühendis Bayev tarafından inşa edilmiştir. 1918 yılı 18 Ekim Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti hükümeti bu binayı satın alarak resmen devlet tiyatrosuna çevirmek konusunda karar almış ve Devlet Opera Tiyatrosunun varoluş tarihi bu tarihten başlar.

Uzun süre, yani Azerbaycan'da Sovyet hakimiyeti kuruluncaya kadar ulusal operamız, işte, Ü. Hacıbeyli'nin eserleri sayesinde - "Şeyh Senan" (1909, opera), "Karı-koca" (1909, operet), "Rüstem ve Söhrab" (1910, opera ), "O olmasın, bu olsun" (1911, operet), "Ferhat ve Şirin" (1911, opera) veb. - yaşayıp ve gelişmiştir. Sonraki yıllarda Zülfügar Hacıbeyli ("Aşık Garip" 1916), Müslüm Magomayev ("Şah İsmail" 1919), Ofrasiyab Bedelbeyli ("Nizami" 1948), Fikret Emirov ("Sevil" 1955) ve diğer görkemli Bestekarlarımız da milli opera sanatına katkıda vermişler .Adı geçen yazarların, özellikle de Ü. Hacıbeyli'un eserleri şimdi de Milli Opera ve Bale Tiyatrosu'nun repertuvarında geniş yer tutuyor.

Bu Tiyatro 1959 yılından Akademik Tiyatro statüsü almıştır.

Çeşitli dönemlerde Opera ve Bale tiyatrosunun sahnesinde birçok dünyaca ünlü sanatçılar - Fyodr Şalyapin, Leonid Sobinov, Valeri Barsov, İrina Arhipova, Yelena Obraztsova, Mariya Bieşu, Maya Plisetskaya, Vyaçeslav Gordeyev, Zurab Sotkilava, Vladislav Pyavko, Monserrat Kabalye, Anastasiya Voloçkova, Svetlana Zaharova vb gösteri yapmış ve günümüzde de yapmaktadırlar.

 


 

 

Vize İşlemleri

Azerbaycan Cumhuriyetine gelen yabancılar ve vatandaşlığı bulunmayan kişiler giriş ve transit olmakla 2 tür vize kullanabilirler.

  1. Giriş vizesi. Geçerlilik süreci 3 günden 3 aya kadardır.

Bir kerelik (sıradan) giriş vizesi ülkeye sadece bir defa giriş-çıkış olanağı sağlıyor.

Çok kerelik giriş vizesinin geçerlilik süresi 1 yıldan 2 yıla kadardır. İşbu vize ile kişi aynı sürede ülkeye bir kaç defa gelip gidebilir. Bu süre zarfında kullanılmazsa, vize geçerliliğini kaybeder.

  1. Bir ve ya çok kerelik transit vizesi –üçüncü ülkelere giden yabancılara Azerbaycan Cumhuriyeti arazisinden transit geçmek için kullanılır. Transit vizesi hamili burada en fazla 5 gün kalabilir.

Vizenin verilmesi için talep edilen belgeler:

Vize resmileştirilmesi Azerbaycan Cumhuriyeti`nin diplomatik temsilcilik ve konsolosluklarda veya Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Dairesi aracılığıyla yapılır. Bunun için aşağıda ibraz edilen belgeleri gerekmektedir:

1 adet dilekçe-anket (örneği eklenir);

2 adet renkli foto-resim (3x4sm, beyaz fonda);

Yabancı pasaportu ve vatandaşlığı bulunmayanlar için kimlik cüzdanı

Kabul eden tarafın davetiye mektubu (2 nüsha);

Devlet resmisinin ödenme makbuzu:

Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Dairesi Haydar Aliyev Uluslararası Havaalanı  vize şubesi;  Azerbaycan Cumhuriyeti  Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Dairesi  Gence Uluslararası Havaalanı  vize şubesi ve Azerbaycan Cumhuriyeti  Dışişleri Bakanlığı Nahçivan Özerk Cumhuriyeti dairesi Uluslararası Havaalanı  vize şubesinde vize resmileştirilmesi için aşağıdaki belgeleri sunmanız gerekiyor:

1 adet dilekçe-anket (örneği eklenir);

2 adet renkli foto-resim (3x4sm, beyaz fonda);

Yabancı pasaportu ve vatandaşlığı bulunmayanlar için kimlik cüzdanı

Kabul eden tarafın davetiye mektubu (2 nüsha);

Vize resmileştirilmesi için devlet resmisinin ödenme makbuzu.

DİKKAT: Yabancı pasaportunun ve vatandaşlığı bulunmayanlar için kimlik cüzdanının geçerlilik süresinin bitimine 3 aydan az zaman kalırsa, vize resmileştirilmiştir.

Aşağıdaki ülkelerin vatandaşları Azerbaycan’a vizesiz gelebilirler:

  1. Rusya
  2. Belorus
  3. Ukrayna
  4. Moldova
  5. Gürcistan
  6. Kazakistan
  7. Özbekistan
  8. Kırgızistan
  9. Tacikistan

Aşağıdaki ülke vatandaşları vizeyi Azerbaycan sınırında alabilirler:

  1. Türkiye
  2.  İran

 


 

 

Yalnızca Azerbaycan’da

Azıh Mağarası

Mağara, Azerbaycan'ın Hocavend ilçesinde bulunmaktadır. Üzülerek belirtmek gerekir ki dünyanın en eski insanlarının yaşadığı bu mağaranın bulunduğu Azerbaycan toprağı 1993 yılından itibaren Ermeni işgali altındadır ve mağaranın işgalden sonraki durumu ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Azıh mağarasının bulunduğu alan 800 km2'dir. Burada uzunluğu 600 metreyi bulan 8 koridor vardır. Koridorların bazıların tavan yüksekliği 20-25 metreyi bulmaktadır. Azıh mağarası dünyada bugüne dek bulunmuş en büyük mağaralardan biridir.

Demirağaç

Azerbaycan'nın güney bölgesinde yetişen demirağaç, Azerbaycan toprağında yetişen en nadir incilerdendir. Çok ilginçtir ki, bu ağacın parçası ne ateşte yanar, ne de suda batar. Ona çivi çakmak da mümkün değildir. Talış ormanlarında yetişen bu ağaç 200 yıldan fazla ömür sürmektedir. Diğer ilginç yanı da, ağacın dallarının birbirine sürtündükçe birleşmesidir. Demirağaç sert bir yapıya sahip olduğundan genelde telefon ve elektrik direkleri için, köprülerin yapımında, araç ve aletlerin bazı parçalarının hazırlanmasında kullanılır.

Nahçıvan Tuz Dağı

Nahçivan'ın simgelerinden biridir. Doğal kaynakları 90 milyon tondur. Dünyada tek olan bu dağ sadece saf ve temiz tuzuna göre değil, aynı zamanda şifalı özelliğine göre de tanınmıştır. Rivayete göre, 6 bin yıl önce buradan tuz çıkarılıyormuş. İsmi dünyaya yayılan, tarihi ile ünlü 'İpek Yolu'ndan önce Nahçivan bölgesinden Orta Doğu ülkelerine 'Tuz Yolu' uzanıyormuş. Bu ülkelere buradan tuz taşınmıştır. Burada bütün dünyaca ünlü Tuz Dağı Fizyoterapi Merkezi faaliyet göstermektedir.

Gobustan Koruluğu

Azerbaycan arazisinde arkeolojik abidelerin korunduğu alandır. Koruluk Garadağ ilçesinin Gobustan kasabasında, başkent Bakü'den 56 km uzakta bulunmaktadır. Burada aynı zamanda müze faaliyet göstermektedir. Gobustan, dünyada resim kültürünün ilk geliştiği yerlerden biri olduğu kadar olduğu kadar dans ve müzik medeniyetinin de ortaya çıktığı alanlardan biridir.

Yanardağ

Dünyanın en ilginç mucizelerinde biri olarak bilinmektedir. İslam'dan önce Yanardağ ateşe tapanların dini inanç yeri olmuştur. Bu abide ile ilgili birçok efsane ve rivayetler bulunmaktadır. Yanardağ'dan 200 metre güneyde, yerin altından zayıf volkanlar püskürmekte ve etrafa balçıkla karışık su saçılmaktadır. Bu volkan suyu ile beraber yerden çıkan kükürtlü gaza çakmak yaklaştırıldığı zaman aniden ateşin yanmasını görülmektedir. Abidenin etrafında yanan ateş 10-15 metre yüksekliğe kadar ulaşmaktadır. Kışın ateşin yanması daha aydın görülmektedir.

Balçık Volkanları

Magma kökenli volkanlara oranda sınırlı bölgelerde yayılmıştır. Balçık volkanları Azerbaycan'da 16000 km2 alanda yayılmıştır. Doğanın muhteşem ve sırrı daha çözülmemiş yansıması, tüm çeşitliği ile sanki bilerekten burada canlanmıştır. Ve bu sebepten dolayı Azerbaycan balçık volkanlarının diyarı olarak bilinmektedir. Azerbaycan'da balçık volkanlarının en fazla yayıldığı araziler Abşeron yarımadası, Şamahı-Gobustan, Aşağı Küryan bölgesi, Bakü takımadaları ve Gürcistan sınırıdır.

Eldar Çamı

Eldar Çamı (Pinus eldarica) ender ağaç çeşidi olup, dünyada doğal halde sadece Azerbaycan'da – Gabırrı nehrinin sağ kıyısında, Elleroyuğu dağında yetişmektedir. Kasım 1910 yılında Grafinya K.S.Uvarova'nın önerisiyle Kafkas'ta ilk korunan arazi olan Eldar çamı alanında 3.5 bin hektar arazide botanik koru ilan edilmişl ve korunmaya başlanmıştır.

Hazar Fok'u (Fok'u)

Hazar foku (Phoca caspica) perdeliayaklıların dünya okyanusunun en küçük foku olarak Ginnes'in Rekorlar Kitabı'na giren tek temsilcisidir. Bu tür sadece Hazar denizinde yayılmıştır. Adı Uluslararası Doğa Koruma Kurumu'nun 'Kırmızı Liste'sine alınmıştır.

Hazar Gladiçası, Hazar Şeytanağacı

Gleditsia ailesine ait bitki türüdür. Yetiştiği alan azalmaktadır. Sadece Azerbaycan'da – Astara (Maşhan ve Alaşa köyü etrafı), Lenkeran (Alekseevka köyü) illerinde yetişir.